Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
· Suya yansıyan durulmuş, beklemiş , yorulmuş, içinden zamanlar geçmiş bu suret bana yabancı geliyor , benliğimin , düşlerimin , hayallerimin ve düşüncelerimin geçici olduğunu gösteriyordu. Varlığımız, yokluğumuz, yansımamız, ağırlıklarımız , dallarda kurumuş çatlak narlar ,nişte duran paslanmış nallar , kuyulara atılmış kemikler, testine kalmış bir avuç su, yüzüm ... Vardım... Var mıydım ?
Kuşların , ağaçların , çiçeklerin , havanın , toprağın , ateşin ve suyun dilini konuşabiliyorduk ama insanla konuşmaya gelince dilimiz ya ters dönüyor ya da tutuluyordu. İnsanı insan anlatmak zordu.
Çoğumuzun hayatı belli rutin hareketleri tekrarlamakla geçiyor . Peki kaçımız yaşamı anlamaya, giden zamanın bizden neler götürdüğünü sorguluyoruz? Kitap aslında roman tarzında yazılmış olsa da okuyan herkesin kendi içsel yolculuğunu başlatmasını sağlıyor.
Kitabın ana karakteri 48 yaşında ingilizce çeviriler yapan , basit bir hayat yaşayan biridir. Bir gün kardeşinden bir telefon gelir ve ailesinden son kalan büyüklerden üvey halasının öldüğünü öğrenir . Cenaze için köye gider . Kardeşi ve kuzeni ise ailenin evinden pay alma peşindedir. Halasının ölümü karakterin bir nevi uyanışı olur. Hem aile yadigarına sahip çıkmak hem de genetik işitme sorunundan kaçmak için eve tadilat yapıp yerleşmeye karar verir. Geçmişten kalan izler evden çıkarıldıkça karakterin geçmişe bir penceresi açılır.
Beş kuşağın yaşadığı hayattan kesitlerin olduğu kitapta 1926 sürgünleri , 68 kuşağının yaşadığı olaylar ve farklı siyasi düşüncedeki kişilerin çatışmasına da yer verilmiş .
Geçmiş ve gelecek uzun zaman dilimi olsa da anılara dalınca bir rüzgarlık mesafe değil mi zaten ?