Paulo CoelhoVeronika Ölmek İstiyor
Kitap başarılı bir kurgu ile yazılmış. Kesinlikle okunmadan geçilmemeli.
Hayatta yaşadığı monotonluktan sıkılan Veronika kendini öldürmek istiyor. Gelgelelim bunu tam olarak başaramıyor. Ama kalbine zarar veren Veronika her dakika ölüme yaklaşırken buluyor. Ailesinin bilgi dahilinde gözlerini açtığında kendisini bir akıl hastanesinde buluyor. Burada tanıştığı kişilerle birlikte her gün acaba bugün mü öleceğim diye düşünürken buluyor. Ama bu intihar girişiminden daha da fazla ölümün ne zaman gelceğini bilmediği için yine intihar girşiminde bulunmakya çalışma için uğraş veriyor. Ama akıl hastasnesinde olduğu için bunu yapma konusunda başaralı da olamıyor. Burada tanıştığı kiçilerden Mari karakterini çok sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim.
Mari karakteri panik atak yüzünden akıl hastanesinde. Yaşadığı şeyler çok zor. Eşinin onu yüzüstü bırakması. Mari bir avukat ama panik ataklarını kontrol edemediği için hastaneye yatıyor ve hem işini hem ailesini kaybediyor.
Hekesin bir düşüncesi olabilir. Bunu kimseye empoze etmek doğru değildir. Empati ve sempati bambaşka şeylerdir.
Akıl hastanesinde olanlar da dış dünyada olanlarda birbiri ile o kadar uyumludur. Birisi deli diğer "akıllı" olmasına rağmen yine de aynı şekilde yaşarlar.
Kapının ardı da aynıdır. Kapının içinde yaşayan insanlarda da aynıdır.
Burada ki tek fark kapıdır. Yani içi dışı fark etmez. Kapı sadece sınır koymak içindir.
Her yerde bir gruplaşma, aynı düşünceye sahip olma isteği, monotonluk mevcuttur.
Bunu kitabın sonunda daha da iyi anlıyoruz. ASlında geçen her dakika bizim için çok değerli ve eşsiz olandır. Ama biz aynı şeyleri yaşadarken bun anlamını devamlı olarak unutuyoruz. Her an çok değerli ve eşsizdir. Tek düzelikten çıkmak büyük etki yaratacaktır.
Kitabın sonlarına doğru Veronika hakkında ki geçekler gün yüzüne çıkıyor. Sadece Veronika değil Eduard ve Mari hakkında da yeni şeyler öğreniyoruz.
Kitap kendi zincirlerini kırmak için öneml bir neden sunuyor.