Puan vermedi·576 syf.····Okunma: 17 Ekim 2024 02:40 Niksar Caddesinden başlayıp horuda son bulurdu sokağımız. Horu daha sonra içinden yol geçene kadar muamma bir alandı. Neler yoktu ki orada, cinler, periler, belki dev gençler... Yol açıldığında cüretimin eşlik ettiği korkuyla geçmiştim oradan...
Sokağımızda ürkütücü kırmızı yazılar vardı duvarlarda. Melek teyzenin evinin duvarında daha kocaman. Dev bir genç yazmış. Muhtemelen gece yazmış. Melek teyzenin oğlu vurulmuş, fötr şapkalı Abdi amcanın oğlu da öyle. Yoklar o yüzden. Geceleri tekin değil hiç. Ramazan davulcusu penceremin önünde çalıyor. Perdeyi aralayıp cüretimin eşlik ettiği korkuyla bakıyorum. Eski cami direk ister...
Sokağın horuya bakan tarafında söğüt ağacı var. İnce söğüt dallarını başımızdan aşağı sarkıtıp kızılderelilik oynuyoruz. Hiç western filmi görmedim o zamanlar, TV zaten hak getire. İzleyenimiz var mıydı bilmiyorum ama dilin topluca sürçmesi işte Kızıldereli yapmıştı bizi...
İlkokulda İstiklâl Marşı okurken görmüştüm asıl dil sürçmesini... O benimdir o benim milletimin-diss ancak... Yaklaşık 700-800 çocuk bir ağızdan ve hiç bozmadan oraya geldiğimizde diss ancak dedi ve bu böylece epey sürdü, müdür yardımcısı müdahale edip bozana kadar. İlk kim dedi sahi ve nasıl topluca katıldık, muamma...
Kentin her tarafında yazılar, kasabada da öyle. Ama bir zamanlar işte. Sonra sıyrılıp gelen seherle Mahir'in türküsü çalmaya başladı etrafta ve sonra, evet en sola... Duvardaki yıldız yumruk gibi silikleşti sonra...
Kitapta geçenlere dair bir şeyler, yıllarca dedik ve demekteyiz de hâlâ. Yine de bir çok kısımda Ertuğrul Abi ile farklı yerlerdeyiz. Bir önemi yok devrimci arzunun cüreti duruyorsa hâlâ...
Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâde...