Kang hayatını acı dolu bir şekilde geçirmiş, kendince en olumsuzunu yaşamış annesini kaybedip savaş yüzünden babasıyla ayrılmış. Babasının 5 yaşındayken onu bulması ile çocukluğu başlamış ama çocukluğu kısa sürmüş 10 yaşında kibirli bir kızın isteği yüzünden ölmüş. Kang evlat verildiği evde üvey abisinin eziyetleriyle kişiliği zedelenmiş kısa süreli çocukluğu tamamen silinmiş, yok olmuş. Başarıya odaklı bir ömür, yıllarca biriktirdiği kin onu yıllar önce hizmet ettiği ,babasını kaybettiği evi alarak durgunlaşmış. Ama o kadar olumsuzluk ardından gelen başarı istenen sonucu vermemiş beyinde çıkan tümör onu şirketinden vazgeçip sakin bir hayata adım atmaya sürüklemiş. Kang hayatının son anlarını çocukluğunun bir hayal olarak geçtiği eve dönmesiyle tekrar canlanmış. Bilinmeyenler bilinir,görünmeyenler görünür olmuş.
Bundan sonra kitapta hep Kang'a hak verip onu üzen, babasının ölümüne sebep olan insanların Kang'ın evine izinsiz istedikleri gibi girip çıktıkları okudukça hem sinirlendim hem üzüldüm. Kang'ın yaşadıklarının hep haksızlık olduğunu diğerlerinin yaşantılarındaki zorlukların ise çekmeleri gereken bir ceza olarak gördüm. Ama kitabın sonuna doğru aslında yaşananların yanlış anlaşılmadan kaynakladığını, Kang'ın küçük bir çocukken şekillenen yargıları olduğunu anlayınca geçen zamanın herkesi ne kadar yıprattığını acı şekilde deneyimledim. Yaşam hepsine acı yüzünü göstermişti. Belki de en şanslıları Kang'dı. Kang o zamanda zengin bir aileye evlat verilmesi aslında hizmet ettikleri aileden gelen bir yardım ve yıllarca Kang'a ulaşamamış bir özürdü.
Hayat bu kadar ince bir çizgi derin bir yaraydı.
İçimde yaşanmamışlıkların burukluyuğla biten bir kitaptı.