Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlüklerine bigâne kalmak pek mümkün değildir. Türk edebiyatının yalnız adamı, kendini kimseye anlatamamış ve çeşitli zaafların kurbanı. Bazı objektif gözlemleri görmezden gelinemez. Örneğin kim bu zamana kadar Ankara’nın başkent olarak tercihi olarak farklı bir görüş serdetmiştir? Arafta kalanlardan, yalnızlığı iliklerine kadar yaşamış. İki fikri taraftan birine ait olmanın rahatlığını hissetmemiştir. Bireyselleşmenin olmadığı toplumlarda aidiyet hissi esasında kişilere büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Bundan istifade etmeden kendin olmak büyük bir iş. Ahmet Hamdi de bu yolu seçerek adeta kendisini yalnızlığa adamıştır. İki taraftan birine az bir temayül gösterseydi durum tamamen farklı olurdu. Yapı Kredi tarafından eserleri basılana kadar yazarın görmezden gelinmeye çalışılması da esasında bu tercihini bir sonucu. İki tarafta Ahmet Hamdi’nin sıkletiyle mukayese bile edilemeyecek şahsiyetlerin yüceltilmesi, aidiyetin sağladığı rahatlığın en bariz göstergesidir. Aidiyetin sağladığı maddi getiriler de düşünüldüğünde yalnızlık tercihinin ne kadar değerli olduğunun hakkını teslim etmek gerekir.
Eserleri hazırlayanlar büyük bir takdiri hak etmektedirler. O kadar karışık notlar ve defterler arasında muntazam bir eser ortaya konulması gerçekten takdire şayan. Bir de bu eserin el yazısı Osmanlıca yazılan günlüklerden ortaya konulduğu belirtilirse bu emeğin ne kadar yoğun olduğu anlaşılır zannederim.