Kitabı alalı çok uzun zaman oldu ama bir türlü okumaya vaktim olmamıştı. Başlayınca daha ilk bölümden gözlerimde yaşlarla okudum. Keşke bu kadar geçe bırakmasaydım diyebiliyorum sadece.
Kitap Lübnan’ın Rassasi sokağında yoksulluk içinde yaşayan, kadınların ve kızların okuma yazma bilmediği, erken yaşta zorla evlendirildiği ve içimi çok acıtan bir detaydır ki kadın sünnetinin hala devam ettiği bir coğrafyada yaşayan 12 yaşındaki Efraz’ın hikayesini anlatıyor. Aslında bu kitaptaki her insan birbirinden farklı hikayelere sahip. Sadece babası onu sevsin diye saçını erkek gibi kazıtıp erkek gibi davranan Rawa, kızı zorla evlendirilip kendini öldürünce zılgıt çalıp oyun oynayan bir anne, toplum güzellik algılarına uymuyor diye sürekli dışlanan Beliz, yaşadığı acılardan sonra kendini olduğu bedene ait hissetmeyip cinsiyetini değiştiren Bülent ve daha nicesi… Kitapta ki her insanda bir parçanızı görüyorsunuz ya da gün içinde yanımızdan geçen yüzlerce insanın içinde var bu acılar. Kitap hepimizin bir parçası sanki.
Az çok konusundan bahsedecek olursam Efraz kalabalık bi ailede yoksulluk içinde yaşayan ama çok dik başlı, kimseye boyun eğmeyen yürekli bir kız çocuğudur. Daha 12 yaşındayken en yakın arkadaşı Azze zorla dövülerek kendinden yaşça büyük adamla evlendirilmeye çalışılınca kendini asarak öldürür. 1 hafta sonra Türkiyeye ailesiyle kaçak olarak gelecekken husumetli oldukları Azze’nin babası tarafından kaçırılır ve tecavüz edilirken gözünün önünde ailesi silah ve bombalarla katledilir. Bir adamın yardımı üzerine o ve kaçak yolculardan birinin bebeği Türkiyeye getirilir. Efraz Türkiye’de bir başınayken bide ona bırakılan bebekle sokaklarda hayatta kalmaya çalışır ta ki karşısına Behzat çıkasıya kadar.
Uzun zaman sonra bir kitap için inceleme yazıyorum çünkü bu kitabın bana kattığı çok şey oldu eminim ki okuyan herkese de katmıştır bir parça.
Dünyada ki tüm çocukların huzur ve neşe içinde, en büyük dertlerinin güneşi boyarken sarı boyalarının kaybolmuş olduğu bi dünyada yaşamaları dileğiyle..