Bir içedönük dünyayı nasıl fetheder?
Böyle yazıyor kitabın kapağında.
Aslında tam da bunu anlatıyor.İçedönük olmak ve içedönük olmanın,
götürüleri değil, getirilerini anlatıyor.
Kitabı okudukça, içine çekti beni.Kendi içimi, kendi içedönük oluşumu, ailemde babamda bu özelliğin olduğunu, aslında içedönüklüğün sandığımız gibi somurtkan, sessiz, hiçbir etkinliğe katılmayan anlamlarına gelmediğini anladım.
İçedönüklük; kendi alanımızda, kendi tercih ettiğimiz yerlerde, daha mutlu daha kendimiz olduğumuzu gösteriyordu. Özümüzü ve kendimizi ikili konuşmalarda, enerjimizi yükselten yerlerde daha net gösterdiğimizi, kalabalıkların boş konuşmaların ya da konser gibi etkinliklerin içedönük insanlara iyi gelmediğini anlatıyordu.
Ben de hayatımda hiç konsere gitmedim.Gitmek de istemedim.Kalabalık ortamları sevmem.Gittiğim yerde, kendi sesimi duyabilmek, kendimi iyi hissetmek isterim.İyi hissetmediğim insanlarla olamam.O vakit geçmez benim için.
Ve yine kitapda da belirttiğim gibi; kendime ait alanımda kendi vaktimi, yani kitaplarla ya da sevdiğim bir aktivite ile vaktimi doldurmadığımda, o zamanı boş geçmiş sayarım, performansım düşer, tükenmiş hissederim, ya da demoralize olabilirim.
Ve tüm bunlar, aslında güzelmiş.İçedönükler; odaklanma, empati, yaratıcılık, yazmak, konsantrasyon, üretkenlik, bağımsızlık, iyi bir gözlemci olmak, derinleşmek, öze dönmek, tartışmadan kaçınmak, çözüm üretmek özellikleri ile tanınır.Ne kadar güzel! Ne kadar da güzeliz!
Kendi iç dünyamda yaşamayı seviyorum derdim hep.Demek ki bunu demeye çalışmışım yıllarca.
Ben bir içedönüğüm arkadaşlar.Bu güzel kitabı okuyup,
sizlerde dışadönük ya da içedönük olduğunuza karar verebilirsiniz.Ama lütfen okuyun.
| Aişe / 29•10•2024
Affedersiniz İçedönük