·162 syf.····Okunma: 31 Ekim 2024 20:05 İsmiyle çok dikkatimi çeken okuduktan sonra da içime işleyen bir kitap Güzeşte. Ben ilk kez duydum Güzeşte kelimesini. Siz biliyor musunuz anlamını? Güzeşte,Farsça kökenli bir sözcük, geçmiş veya geçip gitmiş anlamına geliyor. Türkçede daha çok edebi bir terim olarak, geçmişte kalan anılar, eski zamanlar ya da unutulmuş olaylar anlamında kullanılıyormuş . Bu kelime, nostaljik bir duyguyu ifade ederken, geçmişe duyulan özlem ve geçmişin kalıntılarıyla barışma sürecini de çağrıştırdı bana. Nafiye Bozkurt’un Güzeşte kitabı ise geçmişe özlem ve yaşamın farklı evreleri üzerine dokunaklı bir anlatı sunan enfes bir ilk kitap. Nafiye Bozkurt’un kitabında Güzeşte , anıların ve geçmişin izlerini anlatan bir metafor olarak, kitabın ana temasıyla uyumlu bir şekilde seçilmiş. Ben bu ismi kitaba çok yakıştırdım. Kitapta, dünyevi mutluluklardan derin acılara kadar birçok duygu, samimi ve sade bir üslupla işlenmiş. Bozkurt, bizi bireysel yaşantılardan yola çıkarak toplumsal bir bağ kurmaya davet ederken, anılar ve özlemler etrafında dolaştırıp geçmişe yolculuk yaptırıyor. Duyguların dile getirilme biçimi, okurunu kendi hayatında eksik bıraktığı veya yeniden hatırlamak istediği anlarla buluşturuyor.
162 sayfalık bu eser, İstanbul’da Zeyrek Yayıncılık tarafından 2020 yılında basılmış ve hiçbir editöriyel işlemden geçmeden yazarın yazdığı gibi okura sunulmuş. Bozkurt’un kaleminden süzülen içten anlatım, kendini sorgulayan ve geçmişin izlerini bugünle harmanlamak isteyen okurlar için oldukça etkileyici bir yolculuk sunuyor.Bu kitap yalnızca geçmişe bir özlem değil; derin bir içsel yolculuk, kendimizle kurduğumuz bağları sorguladığımız bir arayış gibi. Kitap, bireysel deneyimlerden yola çıkarak toplumsal bir bağ kuruyor ve bizi anıların hüzünlü atmosferine çekiyor. Bozkurt’un dili sade ve akıcı olsa da, anlatımı oldukça yoğun ve etkileyici. Yazarın samimi bir üslupla geçmişin izlerini bugünün penceresinden yansıtması, kendi hayatımızdaki eksik kalmış parçaları ve unutulmuş duyguları yeniden keşfetmemize olanak tanıyor.
Güzeşte, aynı zamanda hayatın geri dönüşü olmayan yönlerini ve zamanın geri alınmaz akışını da düşündürüyor. Kitapta yer alan karakterlerin yaşantılarında, bir nevi kendi kayıp ve pişmanlıklarımızı görüyoruz. Bozkurt’un anlatımında, sıradan gibi görünen hatıraların derin anlamlar taşıdığına tanık oluyoruz. Örneğin, günlük yaşamda akıp giden küçük anlar, kitapta derin izler bırakmış ve her biri sanki yeniden yaşanmayı bekleyen unutulmuş birer hazine gibi ortaya çıkıyor.
Kitabı okurken, zamanın acımasız akışını ve o akış içinde kaybolan ama kalbimizde iz bırakan anılarla dolu o ince ipliği hissediyorsunuz. Geçmişin gölgesinde bugünü anlamlandırmak, Bozkurt’un satırlarında kendine özel bir yer buluyor. Kitabın kurgusu, okuyanı duygusal bir yolculuğa çıkartıyor; anılarla günümüz arasındaki ince çizgide gezinirken, kendimizi ve sevdiklerimizi yeniden hatırlatıyor.
Bir başka açıdan bakıldığında Güzeşte, geçmişin ağırlığını hafifletmeye çalışırken bugünün değerini hatırlatan, hayatın tüm eksikliklerine rağmen kucaklayıcı ve umut verici bir bakış açısı sunuyor. Bozkurt, bu kitabında geçmişle barışmanın, yarım kalan hikayelerin aslında tamamlanmış bir bütün olduğunu ve bu bütünün içinde iyileştirici bir güç bulabileceğimizi fısıldıyor.
Eğer hayatın geçmişe bıraktığı izlerle bir hesaplaşmaya hazırsanız, Güzeşte size bu yolculukta arkadaşlık edecek kıymetli bir eser olacaktır. Mutlaka okuyun. Sağlıkla ve kitapla kalın.