“Hayal gücü bizi bildiklerimizden daha bilge, hissettiklerimizden daha iyi, olduğumuzdan daha soylu kılar; bize hayatı bir bütün olarak gösterir.” diyen Oscar Wilde’nin sözüyle selamlıyorum sizleri.
Hayatını çocuk edebiyatına adayarak bu alanda nitelikli eserler kaleme alan Mavisel Yener’in sürprizlerle dolu, heyacanlı, maceralı ve çok eğlenceli kitabına, Sonsuzluk Kütüphanesi’ne, bir yolculuğa davet ediyorum.
Yazar kitapta Pinokyo, Pippi Uzunçorap, Don Kişot, Deli Dumrul, Alice hatta Don Kişot’un atı Rosinante’nin bile olduğu birçok şenlikli ölümsüz kitap kahramanlarına yer vererek nice klasik yapıta da atıfta bulunuyor. Düşünsenize bütün sevdiğiniz o masal kahramanları müthiş bir fantastik kurguyla bir kitapta birleşiyor. Harika değil mi?
“ Y, okuduğu kitapla düş dünyalarına dalmıştı yine. O sırada bilekliği titreşti. Son dakika haberlerini veren minik ekran yanıp söndü. Maskanunka volkanik dağı yeniden harekete geçmişti. Y, ürperdi. “Bu nasıl olabilir?” diye aklından geçirdi. Metalik ses yanıtladı:
Karşılaştığın her şey sonsuzluğa açılan bir penceredir.”
Haydi, o zaman hep birlikte Maskanunka Adası’na gidelim. Neden mi? Çünkü zümrüt rengi taştan yapılmış, masal şatosuna benzeyen Sonsuzluk Kütüphanesi, yerel dilde “Masal Kahramanları Adası” anlamına gelen Maskanunka’da yer alıyor. “Nunka” ada ; “Maska” ise masal ve kahraman sözcüklerinin ilk hecelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Ada, başkenti Zümrüt Şehir olan Oz Ülkesi’nin kuzeyindedir. Bu adaya yeşil renk hâkim ve her şey çok tuhaf! Zamandan zamana hoplayıp zıplamak mümkün. Başka bir tuhaflık ise ada halkının hissettikleri duyguya göre ten renkleri değişiyor: sevinip coştuklarında mavi, kızdıklarında gri, korktuklarında koyu kahverengi, umutlu olduklarında yeşil, gururlu duyduklarında turuncu, bunaldıklarında çamur rengi, şaşırdıklarında sarı… Ayrıca tüm zamanları aynı anda yaşayabildiğiniz fantastik ve metinlerarası bir kurgu var. Kaykayla şehrin meydanında geçip işe giden bir Ezop, Ortaçağ’da yazılmış ilk yemek kitabından aldığı tarifle hardal topları yapan bir Alice, Pinokyo ile Alice’in kütüphanedeki sohbetleri daha neler neler…
Maskanunka Adası’nda “Hayal Gücü Sendromu” ortaya çıkar ve herkes hayal kurmaya başlar. Bu yüzden adada kitap okumak yasaklanır ardından kütüphane kapatılır. Altı yaşındayken ilk kalıcı dişi çıktığında ada yönetimine getirilen Ezop da hayaller kurduğu için görevinden alınır. Başkan Derdiçok, o dönemi karanlık zamanlar olarak değerlendirir. Zaman geçtikçe Maskanunka halkının dünyayı algılayışı ve öncelikleri değişir. Satırları okurken kitap okumayan bir beynin zamanla nasıl aptallaştığına tanık olacaksınız kim bilir belki de bundan sonra bahaneler üretmeyi bırakıp daha çok okuyacak ve okutacaksınız.
“—Kitap okumak neden yasak?
—Çünkü halkın düşler kurmasından, bilgilenmesinden, düşünmesinden pek hoşlanmıyor yöneticiler. Çocukların hayal gücü sendromuna yakalanmaları onların en büyük kâbusu. Bu nedenle böyle bir kanun çıkardılar.”
Yaşlı Gepetto Usta’nın haylaz kuklası Pinokyo, insanların, kitapların varlığını tümden unutmaya başladığı bir dönemde adaya gelir. Sonsuzluk Kütüphanesi’nin koruyucusu Profesör Şapka ile tanışır. Pinokyo, onu maceradan maceraya sürükleyen hayal gücü yöneticisi Carlo Collodi’ye kızgın olduğunu söyler ve Pinokyo gerçek bir çocuk olmak istemektedir. Ada sakinleri ile “tahta bacak” Pinokyo’nun ortak bir amacı vardır: Adalet ve eşitlik. İşte tam da bu amaç uğruna, yirmi yıldır sessizliğini koruyan Ezop, ada yönetimini babası Başkan Derdiçok’tan devralır ve Jules Verne ile Sonsuzluk Kütüphanesi’nin koruyuculuğunu üstlenen Profesör Şapka’nın da yardımıyla dâhiyane bir plan geliştirirler. Plan başarılı olunca, gelecek için Sonsuzluk Kütüphanesi’nin yeni koruyucusuna, yani kitabın okuruna görev verilir.
“Y, Sonsuzluk Kütüphanesi adlı kitabın son bölümünü bitirdi. Dikkatini çeken cümleyi yeniden okudu: “Bu kitabın okuru, sonsuzluk kütüphanesinin yeni koruyucusudur.”
“Profesör Şapka’dan yeni koruyucuya kısa not :
Rosinante’ye iyi bak.
Şekeri çok sevdiğini unutma!
Don Kişot gelirse onu “Kahramanlık Öyküleri”
bölümüne götür, okumayı çok sever.
Altın Kitap’ın içine gelecek için bir şey
sakladım; iyi koru. Karşılaştığın her şey
sonsuzluğa açılan bir penceredir.”
Y, zihin kontrollü tabletini açarak kitabın yazarının sonsuzluk arşivine yüklenen DNA tarama birimini çalıştırır. Ölmüş birine, yazarın çok boyutlu hologramına sorular sorabilmenin heyecanını yaşayabildiği için bulunduğu yüzyıla çok şey borçlu olduğunu düşündü. Yazar, gelecek yüzyıla damgasını vuracak yapay zekâ çalışmalarına da değinerek, bilim kurgunun büyüleyici dünyasına da göz kırpıyor.
Mavisel Yener’in, kafiyeli konuşmalar, atasözleri, deyimler, ikilemeler, yansıma sözcükler gibi dilimizin zenginliklerine eserinde yer vermesi de ayrı incelik ve güzellik.
“Ama sen de, ‘Armut piş ağzıma düş,’ diyorsun. Koskoca kitabın özetini mi vereyim sana? Biraz araştır, incele bakalım."
Böyle güzel bir eseri edebiyatımıza kazandırdığı için Mavisel Yener’e sonsuz teşekkürler …
Edebiyatın diğer sanat dallarından en büyük farkı hem kendi kişisel yorumumuza hem de çözümlemeye dayalı olmasıdır. Mesela bir film ya da diziyi izlerken olaylara ve karakterlere onun bakış açısından bakarız. Bu bizi kısıtlar ve beynin hayal kurma yetisine ket vurur. Oysa kitap okurken tamamen kendi hayal gücümüz ile baş başa kalırız ve okumak beyindeki bağlantı sayısını artırır, beyni aktif kılar. Başka başka karakterlerin yaşam öykülerini okumak empati yeteneği kazandırır ve ön yargıları yıkar.
Sonuç olarak her kitap bize yeni ufuklar açar, yaratıcılığımızı geliştirir, dünyaya bakışımızı değiştirir, farklılıklara saygı duymayı öğretir. Televizyonun, internetin başında saatlerce vakit geçirmenin birçok yıkıcı etkisinden kendimizi ve sevdiklerimizi koruyalım. Kitapların dünyasında geçireceğimiz nice bol okumalı günler diliyorum. Sevgiyle …