Kitabın hiç okumadığım bir tarzda olması ve üstelik 480 sayfa olması beni başta biraz tedirgin etti. Ancak sonrasında akıcı üslubu sayesinde su gibi akıp gitti. Biyolojik silahlar ve kitle imha teknolojileri konusunu sanırım ilk defa okudum. Yazar, etkileyici araştırmasıyla konunun inceliklerini işleyerek okura hem bilgi dolu (kitapta oldukça fazla teknik bilgi var; hepsini anladım dersem yalan olur ) hem de merak uyandıran bir hikaye sunuyor. Bu klasik polisiye hikayelerinden farklı olarak, birbirlerinin hayatlarını farkında olmadan etkileyen farklı karakterlerin bakış açılarıyla ilerleyen ve temposu giderek artan, komplo teorileriyle dolu bir gerilim romanı.
Kurgu, bilimsel temeller üzerine kurulu olduğu için okurken "Acaba bir gün gerçekten yaşanır mı?" diye düşünmeden edemiyor insan.
Roman, iki ayrı hikaye akışıyla gelişiyor. İlk hikayede, şizofreniyle mücadele eden Metin ve ona destek olmaya çalışan diş hekimi abisi Ferit var. Metin, abisinin önerisiyle bir süre Kıbrıs’a gider ve burada geçmişte Sovyetler Rusya Birliği'ne bağlı bir laboratuvarda gizli araştırmalar yapan genetik uzmanı Anya ile tanışır. Türkiye’ye döndüklerinde Anya ile evlenir ve yaşadıkları evin üst katında gizli bir laboratuvar kurarlar.
Diğer hikayede ise, zor bir dönemden geçen Demet’in yaşamı karmaşık bir hal almıştır. Nadir görülen ve tedavisi kısıtlı bir göz rahatsızlığıyla boğuşurken aynı zamanda finansal sıkıntılarla mücadele etmektedir. Üstelik oturduğu apartmanda işlenen bir cinayetle olaylar beklenmedik bir yöne doğru ilerler. Metin, Ferit, Anya ve Demet’in yolları ilginç tesadüflerle kesişirken hikaye, gerilim dolu bir sona doğru hızla yol alır.
Bilgi dolu, sürükleyici bir okuma arayanlar için kesinlikle iyi bir seçim. Tavsiye ederim!