Selam! Az biraz gerilmeye var mısınız benimle?
Sizi Simay ile tanıştırayım öncelikle.. Kendisi yazar ve son romanını yazmak yine her zamanki gibi kendine bambaşka bir şehirde kiralık bir ev bulmuştu ama sonra ne olduysa en son akıl hastanesinde gözlerini açtı!
Tam bir yıl önce...
Aydın ilinin şirin bir kasabası Ağaçkadın.. Sol tarafında sonsuzluğa uzanır gibi görünen muhteşem deniz manzarası, sağ tarafında gökyüzüne uzanır gibi görünen yemyeşil ağaç manzarası. İnsan kafa dinlemek, yeni romanını yazmak için bundan daha harika bir ilhama sahip olamazdı sanırım. Özellikle de kiraladığı evin görkemi karşısında dili tutulmuştu sanki...
Telefonda ona yardımcı olan Burak eve yerleşirken de destek olmuştu tabi..
Simay ise yanına cep telefon almayışına, teknolojik olan her şeyden uzak durmakta ki ısrarına, Annesi ve nişanlısı Cenk ile irtibata geçtiğine onların azarlamalarına rağmen bile her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu!
Gerçek neydi peki?
Daha kasabaya adımını atar atmaz herkesin ona korkuyla yaklaşması, kiraladığı evin dış kapısı dahil evin odalarında karşılaştığı asma kilitler, etrafındaki ürpertici sesler, fısıldaşmalar, gördüğünü sandığı doğaüstü şeylerin sadece onun fark etmesi...
Dahası Burak! Yüzünde beliren ansızın parıltı! Onun ne kadar masum ya da değil aslında kim olduğu ya da ne olduğu mu demeliyim...
İlhamını yakalamıştı Simay, yazıyordu ama bir yandan da bu kasabadaki ve evdeki tuhaf şeylerden aklını kaçırmak üzereydi!
Sonrası akıl almaz gerçekler o müthiş şok eden final! Tadı damakta bırakan bir gizem-gerilim romanı.. Tavsiyem