Mine Söğüt ile geç de olsa ilk tanışmamı yaptığım kitap oldu Beş Sevim Apartmanı.
Genel çerçevede okuyucuyu masalsı ve gerçekçi iki farklı dünyaya götüren bir çizgide ele alınan konu ilk sayfalardan içine çekiyor insanı. Psikolojik olarak çocuk yaşlarda nevrozlar görmeye başlayan Beş Sevim Apartmanı sakinlerinin ilk başta masalsı hikayelerini ele alıyor sonrasında ise Doktor Samimi’nin süzgecinden geçen karakterlerin gerçek hikayelerini okuyoruz kitapta. Masalsı hikayelerini insanların cinleri, şeytanlarına atfeden yazarımız aslında her insanın içinde bir kötülük tohumu olduğunu da vurgulamakta. Aldanma ve aldatma dolu bir kitap oldu benim için, her bir hikayesindeki masalsı olayları gerçek hikayelerindeki olaylarla bağlantılı bir şekilde götürmesi ayrı bir edebi haz bıraktı bünyemde. En basitinden 10 tane erkek kardeşi olup da hepsinin aylar geçmeden öldüğünü ve ailesinin onla asla ilgilenmediğini okuduğumuz bir karakterin gerçek hikayesinde aslında kardeşi olarak gördüğü o 10 çocuğun düşük yaptığı çocuklar olması, bu çocukları masalsı bir biçimde kendi ile özdeşleştirip onların kendisine ait olmadığını savunması; insan beyninin ne biçimde bir koruma mekanizması olduğunu bizlere sunmakta. En çok da cüce hikayesi aklımda kalmıştır kitapta. Sevilmeyen, suça itilen çocukların iç dünyasını; hayalperest masalsı dünyasının ne kadar ileri gidebileceğini okuyoruz kitapta.
Son olarak kitabı adeta özetleyecek bir alıntı ile incelememi sonlandırmaktayım, kitabı okumayı düşünenlere iyi okumalar dilerim.
“Belki mucizelere inanmak hasta ruhların en iyi ilacıdır; ama mucizelere kanmak kimi zaman ölümcül bir hastalıktır.”