Toplum ve yakın çevremiz tarafından üzerimize yapıştırılan etiketler var. Belki çocukluktan bilinç altına yerleştirilenler belki de ait olma ihtiyacı ile bu etiketleri sorgulamadan giyiniyoruz üzerimize. Çalışkan, sessiz, işçi, patron, eş, anne, baba, enerjik, mutlu, mutsuz gibi sayısız olgu. Fakat bu kavramların içinde kendimiz gibi hissetmiyoruz her zaman. Bu sefer bilinçli ya da bilinçsiz maskeler oluşturuyoruz. O yüzden dışarıda, ailenin yanında, işte hatta evde bile farklı maskelerle dolaşıyoruz. Peki biz tüm bu kişiliklerin toplamı mıyız yoksa hiçbiri mi?
İnsan için en zoru, tüm maskelerden sıyrılmış olan kendisi ile yüzleşmektir. Asıl mutluluk ve anlam aslında tamamen kendiniz gibi hissettiğiniz, o içinizdeki kişilikte saklı. Onun için içe doğru bir yolculuk yapmanız gerekiyor. Bu zor olduğu için de mutsuzluk pahasına maskelerle yaşamaya devam ediyoruz. Tam da bu noktada yazarın size bir teklifi var. Gel bu yolculuğu beraber yapalım diyor. Merak etmeyin, sizi anlatmaya zorlamayacak. Tam tersi, o kendi içindekileri anlatıyor. Ve siz bu yalın sohbette kendinizi görüyorsunuz.
Bunun zor ama anlamlı bir yolculuk olması için kitabı yavaş yavaş okumakta fayda var. Çünkü okudukça ya da bir nevi dinledikçe, aynadaki aksinizin ötesini yakalamaya başlıyorsunuz. Kitapta altı çizilecek çokça cümle var ama beni en çok yakalayanlar şu cümleler oldu: "Bedelsiz hiçbir şey yok. Bazısına değiyor, bazısına değmiyor. Kendin olmanın keyfi, tüm bedellere değiyor. Özgür olmak. Boyun eğmemek. Başını dik tutmak."