Romanımızda çamaşır yıkayan kadınlar arasındaki bir kavgayla başlayan serüven, meyhaneye dadanan herkesin içki ve varını yoğunu harcama bataklığı ile okuyucuyu etkiliyor. Aile yapısını temelinden sarsan meyhane, herkesin zevk ve haz duyduğu yer olarak görülse de arkasında bıraktığı yıkım romanımızdaki tüm karakterlerin inanılmaz bir çöküntü yaşamasına sebep oluyor. Baş kahramanımız Gervaise ise önce evli olmadığı ama çocuk yaptığı adamla yaşıyor ardından ise çinko işçisi ile evlenip meyhanenin etrafında çürüttüğü çevrenin bir parçası oluyor. Merkezinde bir bataklık olup herkesin yaşamını çilekeş, yoksul, pis ve spontane bir şekilde sürdürdüğü bir çark. Meyhanenin de güçlü bir metafor olduğunu düşünürsek fevkalade güzel bir eser diyebilirim.