"Eskiden... Haritaya bakardık. Hatırlıyor musun? Bütün şehirleri yakın sanardık. Aynı haritada olduklarına göre ne kadar uzak olabilir ki derdik. Adana İzmir'e çok uzakmış Pamuk...Yürüyüp yürüyüp bitiremeyince anladım."
.
.
Babaları asker olan Gökçen ve Murathan aynı lojmanda duruyorlardı. Evleri karşılıklıydı. Hep birlikte vakit geçirip oyun oynuyorlardı. Bir gün kötü bir haber aldılar ve o kötü haber yüzünden birlikte geçirdikleri son dakikalar oldu. Bunun sonucunda ayrılmak zorunda kaldılar. Murathan Adana'ya, Gökçen ise İzmir'e gitmişti.
Bundan yirmi yıl sonra tekrara karşılaştılar. Artık Gökçen bir doktor olmuştu. Murathan ise bir asker. Tıpkı çocukluklarında söyledikleri sözler gibi:
"Ben büyüyünce bütün çocukların babalarını iyileştirmek için doktor olacağım."
"O zaman hiç bir baba ölmez."
"Bende asker olacağım."
"Herkesi korumak için ben de babalarımız gibi asker olacağım."
"Ya o zaman sen de ölürsen?"
"Asker ölmez, şehit olur."
Ben kitabı çok çok sevdim. Ayrılmaları üzücüydü, ama sonra tekrar karşılaştıklarında yine aynı Pamuk ve Kepçük olmaları, Pamuk'un yine başına bela açması ve her seferinde onu Kepçük'ün kurtarması, Murathan'ın Gökçen'e kırılacak değerli bir şeymiş gibi narin davranması, Pamuk'un imaları, Murathan'ın kulaklarını çekmesi, üstünde uzun yıllar geçmesine rağmen birbirleriyle ilgili her detayı hatırlatmaları, Yusuf Karakurt ve Ali Alptekin'in arasında geçen diyaloglar da çok güzeldi. Özellikle Yusuf Karakurt'un Ali Alptekin'i sinir etmesi, aralarında ki samimiyet çok daha güzeldi
Pamuk'un babası ve Kepçük gittikten sonra başkası saçlarını onlar gibi narin tarayamıyor, özenli davranmıyor diye saçlarını kesmesi, annesinin babasının ölümünden sonra onlardan biraz da olsa kopması üzücüydü. Sonu yine beni bir tık üzdü ama yine de kitabı çok beğendim. Okumanızı şiddetle öneririm. Şimdiden keyifli okumalar:) Loresima
Cümleyi Ali Alptekin öğretisiyle bitirelim.
"Öyle el bebek gül bebek büyüyen prenses masalları okumamıştı benim babam bana hiç. Onun masalların da Pamuk Prenses, prensi onu izinsiz öptü diye savcılığa verirdi. Padişahlar kızlarını Keloğlan' a falan vermezdi. Külkedisi ona işkence yapılan yerde kalmaz, evde oturup salak bir prensin onu ayağından tanımasını beklemezdi. Toplar bohçasını, kendine başka iş bulup çalışırdı. Rapunzel kendi saçını aşağı salar, prens falan beklemeden giderdi."
LoresimaGökçen