Gönderi

Aralık 2019 - İTÜ EHB Bölüme Giriş Dersi Ödevi
Puan vermedi·300 syf.··
2018 3. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2018 00:00
Tayyip Daş 040180006 İTÜ’nün Çınarları Anılar ve Görüşler 1-2 Genel Değerlendirme Bitti gibi görünen ama aslında bitmeyecek, bir başucu kitabı rolüyle hayatıma yön vermeye devam edecek iki değerli kitabı okudum. Bu üniversiteyi tercihimde büyük rol oynayan ‘Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan’ adlı kitabın ardından yine aynı lezzette ve değerde bir eser. Satır aralarında yılların birikimini taşıyan fikirler ve insan gerçeğinin ta kendisi var. 4-5 yıl önce bir büyüğümün “Büyük insanların hayatlarını oku, öğren.” şeklindeki tavsiyesinin haklılığını bir kez daha idrak ettim. Özellikle ikinci kitap, hayata ve akademiye dair birçok konuda beni aydınlattı. Hissettiğim fakat bütünüyle anlamlandıramadığım birçok konuya netlik kazandırdı. Tıpkı Mithat Hoca’nın “Az şeyi, sağlam temeller üzerinde öğrenin.” demesi gibi ben de az bir miktar konuyu etraflıca ve tadını çıkara çıkara incelemek istiyorum. Yüzeye yayılmak uğruna bazı fikirlerin derinliğini göz ardı etmeyeceğim. İTÜ’nün Çınarları Anılar ve Görüşler 1 Kitapta Mustafa Bayram’ın, Hosemann adındaki bir Alman mühendis-akademisyen hakkında şöyle bir ifadesi var: “Onun çalışma tarzını çok beğenmiştim. Matematiği çok kuvvetliydi ve indirgenmiş büyüklüklerle hesap yapardı. Ortada herhangi bir done yokken bile, şu şöyledir, bu böyledir derken, çok güzel bir sonuç çıkartabilirdi…” Buradan şunu anlıyorum: Hosemann, bir problemin çözümü için yetersiz verilerle yola çıksa bile öne sürdüğü varsayımları, birbiri üzerine tutarlı bir şekilde inşa ederek estetik bir çözüm ortaya koyabiliyor. Bence bu, kuvvetli matematik altyapısının ona sağladığı bir yetenek, bir düşünme pratiği. Çünkü matematikte de insan zihni çözüme gidene kadar bir sürü varsayım döngüsünden geçer. Bazı çıkmaz sokaklara girer ve çıkar. Bu durum, alışılmamış bir problemi çözerken daha belirgin hissedilir. Hasan Önal’ın özel ders verirken kullandığı faydalı bir metodu var. Problemin nasıl çözüleceğinin yanı sıra problemi çözerken nasıl düşünmek gerektiğini, kafanın nasıl işlemesi gerektiğini öğreten ve özümseten bir metot. Zorluğu aşama aşama arttıran ya da gerektiğinde azaltan ve kesinlikle mücadele etmeyi, ter dökmeyi önceleyen bir metot. Kitabın bir diğer noktasında ise “ Yine de insan kendine hediye edilenlerden ziyade, kendisinin zahmetle kazandıklarına dayanır.” diyerek bu metodun fikri temellerini de ayrıca vurguluyor. Eğitim dili çıkmazı üzerine… Kitaptaki çınarlara göre eğitim anadilde yapılmalıdır. Yabancı dilin yeri eğitim değildir. Ama öyle ya da böyle mutlaka yabancı dil de edinilmelidir. Şimdi gelelim ülkemize ve insanımıza. Bilgiye ulaşmanın gayet kolay olduğu bir çağda işin ehli kimselerin görüşleri bu doğrultuda ama yine de taban puanlarının sözü geçiyor. Şu ana kadar saçmalık. Peki, tek parametre bu mu? Değil! Çınarlarımız ideal eğitim dili anadildir derken neyi ölçüt kabul ediyorlar, bunlar da önemli. Öğrencilerin anlaması, öğretmenin anlatması; hakiki manada düşünen, ezberi kendine siper edinmeyen nesiller… Diğer yandan yabancı dilde eğitimin başarılı örnekleri de yok değil. Hem eğitimiyle hem de yabancı dildeki yetkinliğiyle saygınlık kazanan insanlar da var. Akademik dünyanın belirleyicileri yabancı, esaslı kaynaklar yabancı dillerde… “Hiç de kötü bir fikir değil.” diyorlar belki de. Bir umut yolculuğu başlıyor. Dolayısıyla piyasada her telden adam var. Bazı tercihler zamanla otoritesini sağlamlaştırıyor. Belirsizliğin getirdiği huzursuzluktan bir an önce kurtulmak isteyen insan ise tercihini çoğunluktan yana yapıyor. Aşağılık kompleksi de cabası… Bu durumun tekrarlanması da eleştirilmesi de kısır bir döngü kalacak. Bu paragraf da tıpkı bu konu gibi sisli kalmaya mahkûm…
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.