Puan vermedi·494 syf.····Okunma: 15 Kasım 2024 19:05 DİYALEKTİK BİR AKIŞ SANCISAL BİR VAROLUŞ
(İKİ ŞEHRİN HİKÂYESİ )
Esere uzaktan bakıldığında her ne kadar bir aşk romanı gibi görünse de eserin ortalarında çok farklı bir gerçeğe dönüyorsunuz ; Fransız İhtilalinin öncesi ve sonrasında gerçekleşen burjuva ve aristokrasi arasındaki kanlı çatışmalar ..
Edebiyat tarihinin en etkili girişleri arasında kabul
edilen o ünlü açılış cümlesi ile hikâyenin merkezine yerleşmiş olan diyalektizm okuyucuya peşinen sunulmuştur. “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da doğrudan cehenneme!”
Aynı zamanda dönemin paradoksal görüntüsünü resmeden bu güçlü giriş, zıtlık ve çelişkileri sorgulayan hikâyeye zemin hazırlamıştır.
Kitabın giriş bölümünde devrimden önceki birkaç yılı anlatarak başlayan kitapta soylular tarafından ezilen Fransız köylüsünün durumu, gelişme ve sonuç bölümünde ise devrimin ilk yıllarında soylulara yönelik vahşeti ve aynı dönemde Londra'da akmakta olan hayatla iki ülke toplumları arasındaki benzerlikler ana karakterlerin hayatı üzerinden verilen detaylarla arka planda yaşananlar tarihi bir süreç içinde aktarılmaktadır.
Okuyucu şehrin kan ile yıkanmış sokaklarında böylece gezinirken rasyonel bir düzleme oturtulmadan ardına düşülen hesapsız tutkuların yol verdiği kıyım ve yıkımlarla yüzleşir. Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi sözde hafif ama yükte ağır ülkülerle yola çıkılmışken, sosyolojik dengenin toplumun her bir ferdine sloganist devrimcilikten çok daha zorlu vazifeler yüklediği ortadadır. Fakat yaşanan toplumsal histeri, devrimi salt söylem seviyesinde tutmaya yeter.
Dickens, tarihin dönüm noktalarından birine Londra-Paris hattından bakarken ustalıkla dokunan karakterler ve keskin kontrastlar arasında şekillenen hikâye bir başyapıta evrilir. İnsanın dönüşüm gücü ve toplumsal kırılmaların öngörülemez dinamikleri, okuyucuyu insan-toplum ve insan-insan ilişkileri üzerine yeniden düşünmeye sevk eder.
Bu bağlamlar çerçevesinde iki Şehrin Hikâyesi, toplumsal eşitsizliklerin, yoksulluk ve sömürünün, iktisadi ve siyasi yozlaşmanın işlendiği, devrimin toplumsal ve bireysel adalet perspektifinden sorgulandığı sıra dışı bir romandır.