ahmet ümit'ten okuduğum ikinci kitap ve kendisinin dilini beğeniyorum.ama bu kitabın sonunu gerçekten zor getirdim en başta polisiye,cinayet konulu eserlerin sayfa sayısının dört yüzü bulmaması en fazla üç yüz sayfa gibi sınırları olması gerekiyor bence çünkü bu tür kitaplara belli bir heyecan yaşamak için başlıyoruz ama uzun olunca o sadete bir türlü gelinmiyor maalesef.sonra beni en çok yoran kısmı ise her satırında bir mesaj oluşu gerçekten bir ara mesaj olması sebebiyle sayfa geçemedim desem yeridir. evet tabiki kitapları mesajlar için de okuyoruz ve iyi bir kitap mesaj da vermeli ama her şey gibi bu da az ve öz olmalı diğer türlüsü odağı dağıtıyor ve ben de de öyle bir etki yarattı.en çok yine kadınlara üzüldüm özellikle çilem oldu en üzüldüğüm,nazlı'yı sevdim pirana,keto ve musti üçlüsü de bir o kadar üzdü hayattaki yerleri ve sonları olarak.katili ben tam tahmin etmesem de seçeneklerim arasındaydı o yüzden çok şaşırdım diyemem.ve gelelim beyoğlunun en güzel abisi başkomiser nevzat benim için en büyük hayalkırıklığı oldu diyebilirim.başkomiser olmuş birinin bu şekilde bu kadar basit soruşturma yürütmesi evet bugün adalet olarak çok iyi bir yerde değiliz ama yıllarını vermiş bir polis olarak asla yeterli değildi benim için.ama ahmet ümit'in yazar olarak kitabın karakterlerinden biri olması da bir o kadar güzeldi.neyse sonuç olarak en favori kitaplarımdan biri olmadı ama uzun zamandır listemde olan bu kitabı okuduğum için mutluyum.