umudunu kaybetmiş yok olmak üzere olan bir insanın geri dönüşü denebilecek ama kime göre dönüş sayılabileceği bir intihardan kurtulma hikayesini anlatmaktadır.
“ yaşamını sürdürmekle hiçbir şey kazanmayacaktı tam tersine acı çekme olasılığı hep artacaktı”
intihar ettiyse de kendi hayatından da daha kötü sandığı yere villette tımarhanesine yatırılmıştı. oysa veronika sadece ölmek istiyordu.
“zaten hayalleri unutup yaşamı olduğu gibi kabullenmek daha iyi, daha kolay. annem haklıymış”
veronika ölemeyeceğini anlayınca hayatını olduğu gibi kabullenmeye karar verdi.
kitapta şöyle bir diyalog geçiyordu veronika ve tımarhanedeki arkadaşı aradında
-tımarhanenin dışındakiler kimler biliyor musun
+hep aynı kuyunun suyunu içmiş olanlar
-kendilerini normal sanıyorlar, çünkü hepsi hep aynı şeyleri yapıyorlar. bende işte, onların kuyusundan içmiş numarası yapacağım.
insan neden kendinden nefret eder ?
korkaklık belki de. yada hiç yakanı bırakmayan yanılmak korkusu, başkalarının senden beklediklerini gerçekleştirememek korkusu.
ve asıl tespit veronika ve bana göre fazla akıllı olan arkadaşlarından ziyade onların doktorlarından geldi.
“dr. igor'a göre insanlar ancak koşullar buna el verdiğinde delirme lüksüne sahiptirler.”