Puan vermedi·94 syf.····Okunma: 21 Kasım 2024 13:49 90 yaşında bir adam, hayatında para ödemeden aşk yaşamamış ömrümün son yıllarında bir insan. 90. doğumgününde kendisine hediye olarak 14 yaşında bakire bir kızı hediye etmek ister, ve hayatında ilk defa aşkla tanışır.
Aşkını, hala çalıştığı gazetenin köşesinde öyle yazar ki kendi gibi aşık okurlar ona mektuplar göndermeye başlar. Kıza kendi taktığı ismi Delgadina diyor, genelev patronu kadın tam gerçek adını söyleyecekken engel oluyor, onun hep Delgadina kalmasını istiyor.
Genelevde bir cinayet işleniyor, genelev kapatılıyor, genelev patronuna ve Delgadina’ya ulaşamadığı günlerde aşk acısı kendini göstermeye başlıyor.
Her ne kadar 90 yaşında bir adamın 14 yaşında bir çocuğun her noktasını öptüğü fikri, tiksindirici olsa da bu kitapta başka şeylere odaklanmaya çalıştım.
Ahlak konusunu göz ardı edersek ki aslında yazar, daha ilk paragrafta şunu diyor: “Ahlak da bir zaman sorunudur.” ve 90 yaşında bir adamın 14 yaşındaki bir çocukla olan ilişkisindeki de ahlak konusuna adeta cevap veriyor.
Yaşlılık, insanın yaş almış dönemi o kadar güzel anlatılmış ki kendi yaşlılığınız, kendinize acıyarak gözünüzün önüne geliyor.
“Vitrinde kendime baktım, hissettiğim gibi değil, daha yaşlı, daha kötü giyimli gördüm kendimi.”
“Lavabonun aynasında kendime baktım. Karşıdan bana bakan at, ölü değil cansızdı; papalar gibi kat kat gıdısı vardı, gözkapakları şişmiş, bir zamanlar müzisyen yelesine benzeyen saçları seyrelmişti.”
“Kimse aldatmasın kendini, sakın, sanmasın ki daha uzun sürecek beklediği hayat, daha önce gördüklerinden…Çünkü hepsi aynı hızda geçip gidecek.”
“Ellili yıllarım belirleyici olmuştu, çünkü neredeyse herkesin benden genç olduğunun bilincine varmıştım. Altmışlı yıllarım, yanılmak için artık vaktimin kalmadığı kuşkusuyla en yoğun geçenler oldu. Yetmişliler, belki de son yıllarım olabileceği düşüncesiyle korkutucuydu.”
Yaşlı adam, kızı belleğinde o kadar iyi tutuyor ki şunu diyor: “Onunla istediğimi yapıyordum. İçinde bulunduğum ruh durumuma göre gözlerinin rengini değiştiriyordum: Uyandığında su rengi, güldüğünde bal rengi, kızdırdığımda köz rengi oluyordu.”
Kıskançlıkla ilgili de şunu söylüyor: “Kıskançlık, gerçeklerden daha fazlasını bilir.” Ne de doğru, kıskanç bir insan vesveselerle yaşamaya mahkumdur, gerçekte olmayıp hayal ürünü bir çok şeye kafa yorar.