Kitap dinlemeyi, özellikle Mehmet Atay'ın sesinden dinlemeyi özlediğim için Taaşşuk-u Talat ve Fitnat'a başladım dün. Bugün bitti ama beni de bitirdi. Önce sinir oldum ataerkil düzene. Sonra yazarın kadınlardan ve yoksun ve "İkinci Cins" kabul edilişlerinden ve toplumda karşılaştıkları zorluklardan bahsediş tarzı hoşuma gitti. Sonunda bittim ama. "Offf ! Ne gerek var bu kadar drama?" dedim. Gerçekten , zamanındaki gençle ve aşkları mı bu kadar boş romantizmdi, neden bu kadar güçsüz ve hassaslardı, hemen hastalanıveriyorlardı , hayattan kopuyorlardı yoksa yazarlar mı böylesine Shakespearevariydi, ya da başka batılı yazarlara mı özeniyorlardı? Ya da yapacak ve dertlenecek başka iş mi bulamıyorlardı? Bir de zor zamanlar deniyor o zamanlara (tamam tamam normal halkla gümüş kaşığı bir tutmayacağım) Araba Sevdası'nda da, İntibah'ta da , Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç'ta da karakterlerin aşkları,aşka yaklaşımları içimi baydı. Ama en çok da bu Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat'ın ,analarının babalarının (her ikisinin de) aşkları baydı beni. Ne gerek vardı yani, ne gerek vardı? Ne diye bu kadar dramatize ediyordunuz?