Puan vermedi·80 syf.····Okunma: 27 Ekim 2024 14:32 Stoacılık, aklın rehberliğinde yaşanan erdemli bir hayatı savunan, sadece üzerinde düşünülen değil aynı zamanda yaşanan bir felsefedir. Bilişsel davranışçı terapinin temelini oluşturur. Bu kitap, Stoacılığın kurucusu Kıbrıslı Zenon’un hayatı ve fikirlerini merkeze alarak bu felsefeye bir giriş olarak değerlendirilebilir.
Kıbrıslı Zenon “kraliyet moru” olarak bilinen boyanın ticaretini yapan bir tüccardı. Bir seyahati sırasında gemi kazası geçirmiş, finansal açıdan bir yıkım yaşamış, ancak felsefeyle de bu şekilde tanışmış. Yolu ilk olarak Thebesli Krates ile kesişmiş ve onun öğrencisi olmuş. Thebesli Krates, Kinik ekolünün başta gelen temsilcisiydi. Kinik ekolüne göre, insan doğaya uygun yaşamalı ve doğal olmayan her şeyi reddetmeliydi. Kinik yaşam tarzı Zenon’un karakterine pek uymamış. İnsanların düşüncelerini ve toplumsal normları bir Kinik filozofa yakışır şekilde toptan reddedememiş. Başka hocaları da olan Zenon sonunda kendi okulunu kurmaya karar vermiş.
Zenon felsefeyi üçe ayırır: Fizik, Mantık ve Etik. Fizik, dünyada ve evrende var olan şeylerin doğasıyla; mantık, insan psikolojisi, bilgiye ulaşmanın yolları ve doğru akıl yürütme ilkeleriyle; etik ise hayatta neyin değerli olduğu ve hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiği konusuyla ilgileniyordu.
Zenon’a göre, evren iyiydi ve evrenin nedensellik sürecine teslim olmak, yapılabilecek en erdemli şeydi. Kaderle uyumlu olmayanın, kader tarafından sürükleneceğini söylüyordu. Ancak Zenon, tepkisizliği, adaletsizlikler karşısında duyarsızlığı tavsiye etmiyordu; gücümüz dâhilinde olmayan şeylerin varlığını kabul etmemiz ve onlar için kaygılanmamız gerektiğini salık veriyordu: “Bir şey ya sizin gücünüz dahilindedir ya da değildir. Eğer gücünüz dahilinde değilse, onun hakkında endişelenmek makul müdür? Hayır, çünkü endişeniz bir işe yaramayacak, sadece siz kendinizi kötü hissedecek ve kendinize haksızlık etmiş olacaksınız. Öte yandan, eğer o şey sizin gücünüz dahilindeyse, peki o zaman onun hakkında endişelenmek makul müdür? Cevap yine hayır. Gücünüz dahilinde olan bir şey için neden endişelenesiniz? Zaten gücünüz onu yapmaya yetiyor, endişeye ne gerek var?” (s. 20)
Zenon bireyi doğası gereği toplumun bir parçası olarak görüyordu. Stoacılıkta birey, toplum içinde, bedenin içindeki bir organ gibidir. Beden sağlığı ile organın sağlığı birbiriyle iç içe geçmiştir. Aynı bunun gibi, bir insanın topluma katkıda bulunması, başkalarına iyilik yapması, doğasına uygun bir eylem olduğundan, kendisi için de iyidir.
Zenon, erdemli insanın aynı zamanda mutlu olacağını iddia ediyordu. Bu mutluluk, bedensel zevklerden ziyade içsel huzura dayanan bir mutluluktu. Erdemler, iyi karakter özellikleriydi ve Zenon’a göre dört ana erdem vardı: Bilgelik, Adalet, Cesaret ve Ölçülülük. Zenon’a göre tek erdem bilgelikti ve diğer üç temel erdem onun görünümlerinden ibaretti.
Zenon doğaya uygun olmayan ve temelsiz inançlara dayanan bir yaşamın kaçınılmaz olarak negatif duygulara yol açacağını düşünüyordu. Zenon’a göre dört negatif duygu (s. 49), bu dört negatif duygunun karşısında üç pozitif duygu (s. 50) vardı. Pozitif duygular kişinin akılcı ve erdemli bir hayat sürmesine yardımcı olan duygulardı. Bu duygular her zaman kişiye zevk vermeyebilirdi, fakat mutlu bir yaşamın parçasıydı.
Dinlediğim bir podcast Stoa felsefesine ilgi duymamı sağladı. Önemli temsilcilerinin eserleri okumaya karar verdim. Bu kitap da başlangıç kitabım oldu. Ben kitabı sevdim, okuduklarım üzerine düşündüm, sorguladım ve benim için önemli noktalarını sizlerle paylaştım. Bu nasıl bir felsefeymiş diye düşünenlere tavsiyemdir. Sırada Stoa felsefesinin önemli temsilcilerinden Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius var. Bir başka incelemeye kadar sevgiyle ve satırları arasında kaybolduğunuz nice kitapla kalın.
- Mutluluk hayatın dirençsiz akışıdır (s. 28).
- İyi yaşam küçük adımlarla elde edilir, fakat bu asla küçümsenecek bir şey değildir (s. 34).
- Bir yere baktığımızda ne göreceğimizi seçemeyiz, ama gördüğümüz şeyin gerçek olup olmadığına karar vermek bizim elimizdedir (s. 42).
- İçinde bulunduğumuz durum her ne ise bu duruma erdemlice karşılık vermek bizim elimizdedir (s. 51).
- Vücudumuzdaki atomlar, örneğin karbon, oksijen ve demir atomları, ancak yıldızların çekirdeğinde sentezlenebilen materyallerdir. Yani, bizim bedenimizi oluşturan madde, bir zamanlar yıldızlara aitti. Örneğin, kanımıza kırmızı rengi veren demir, ancak Güneş’ten en az 8 kat daha büyük yıldızlarda sentezlenebilir. Bedenimizde kim bilir hangi yıldızlardan kalıntılar taşıyoruz. Biz, Carl Sagan’ın tabiriyle, yıldız tozuyuz (s. 64-65).
- Kendini fetheden dünyayı fetheder (s.67).