·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Kasım 2024 20:08 Bir kadın ne kadar sevilebilirse o kadar çok sevmiş eşini Michel. Öyle ki ancak onun varlığıyla var olduğunu hissetmiş, o varsa dünya var olmuş onun için. Ve gün gelip eşi Yannik kansere yakalandığında ve en nihayetinde hayata veda ettiğinde Michel için dünya anlamını kaybetmiş, boş ve saçma bir yere dönüşmüş. Çünkü Michel var oluş sebebini kaybetmiş.
İnsan her daim hayata tutunmak için bir yol arayan bir şey taşır içinde. Tesadüfleri işaret sayar bu yüzden, belki de gerçekten birer işarettirler. Michel tuhaf bir şekilde taksinin kapısını açarken Lidya'ya çarpar. Umutsuz, mutsuz ve çokça dağılmış iki insan arasında nasıl bir sohbet vuku bulursa o ikisi arasında da öyle anlamsız gibi görünen ama içinden acı sızan, hissettikleri anlamsızlığı ve saçmalığı gün yüzüne çıkaran tuhaf sohbetler geçer. Michel bir "yardımlaşma" teklif eder Lidya'ya. Bu bir arkadaşlık ya da aşk vaadi değildir, iki yaralı insanın birbirine yardım etmesi için sunulan bir tekliftir. Lidya karasızdır ve daha da beteri çok daha umutsuzdur. O da Michel gibi sevdiklerinden yaralanmıştır çünkü. Bir kazada küçük kızını kaybetmiş, arabayı kullanan eşi ise tüm dil yetilerini yitirmiş bir adama dönüşmüştür.
"Aşk nasıl bizi var ediyorsa, gün gelir öyle de yok edebilir"in hikayesini okuruz kitapta ve güzel haber şudur ki nasıl dağıldıysak, nasıl habeye döndüysek yine aşkla toparlanabileceğimizin, küllerimizden yeniden doğabileceğimizin de öyle.
Çok severek, çok hüzünlenerek okudum bu güzel kitabı.