Hümeyra Ablaa, kitabı okudum ve gerçekten her satırı içimde bir şeyler uyandırdı. Sadece kelimelerle değil, derin anlamlarıyla da beni çok etkiledi. Çok teşekkür ederim, yazdığın her kelimeye, her cümleye sağlık. Bu kitabı okumak, bana çok şey kattı. Her bir alıntıyı okurken, sadece anlamını değil, içimdeki yeri de farklıydı. Şimdi sana hangi alıntının bana ne düşündürdüğünü kısaca anlatmak istiyorum:
Vaktini almak istemedim ama gerçekten en beğendiğim yazıları göndermek istedim. Kitapta altını çizdiğim çok daha fazla alıntı vardı ama hepsini burada paylaşmak yerine en özellerini seçtim. Her birinin bana kattığı derin anlamı ve farkındalığı, özellikle de *şu cümlelerle* yazmak istiyorum:))
"Yaradan'ın yardımı ile o kitaba sahip oldum."
Bu cümle bana,heer şeyin bir yolculuğun sonucu olduğunu hatırlattı.* Bir kitaba ya da sahip olduğumuz herhangi bir şeye sahip olmak, o şeye ulaşırken geçirdiğimiz zamanın ve çabanın değerini anlatıyor. Yani aslında, sahip olduklarımızın gerçek değeri, onlara ulaşmak için verdiğimiz çabada saklı
*"18. sayfadaki o yazıyı çok sevdim: Arap dilinde Sibeveyhi'nin kitabı ne ise bu da Türk dilinde onun kardeşidir. Türk dilinde şimdiye kadar bunun gibi bir kitap yazılmamıştır. Bu kitaba hak ettiği kıymet verilecek olsa cihanın hazineleri kâfi gelmez..."**
Bu ifadeler, "Dîvânu Lugâti't-Türk"ün ne kadar kıymetli bir miras olduğunu anlatıyor. Onun değeri, yalnızca bir dil kitabı olmasında değil, Türk kültürüne ve tarihine bir ışık tutmasında gizli. Yusuf peygamberin öyküsüyle yapılan benzetme ise bu kitabın değerini en zarif şekilde özetliyor.
*"Bir eşya ancak insanların işini görüyorsa kıymetlidir."**
Bu cümle, *insanların değerinin, başkalarına olan katkılarıyla ölçüldüğünü* hatırlattı. Bir eşya ya da insan, ancak diğerlerine faydalı olduğunda gerçek değerini bulur. Bu, insanın varlık amacını ve iyiliği, yardım etmeyi ne kadar önemli hale getirdiğini anlatıyor.
*"E bazı eşyalar da sırf varlıklarıyla insana zevk verir."*
Sadece bir şeyin varlığı, o şeyin kendisi bize mutluluk verebilir. *Bazı eşyalar ya da duygular, sadece varlıklarıyla bile insanı huzurlu edebilir.*Sahip olduğumuz şeylerin değerini, maddi değil, ruhsal bir bakış açısıyla daha çok anladım.
*"Duasız dökülen su buharlaşır giderdi tastan."*
Bu alıntı bana, *yaptığımız her işin kalbimizle, niyetimizle anlam kazandığını* hatırlattı. Dua, her işin ruhudur. Ne kadar iyi niyetle bir şey yaparsak, onun bereketi de o kadar artar. Bir eylemi anlamlı kılmak için, kalbimizin katılımı çok önemli.
*"Onun kaybolduğu dünyada beni hangi yıldız avutabilir?"*
Kaybettiğimizde, hayatın güzellikleri bile sanki birer karanlık olur.
*Bir kaybın ardından, dünyada her şey eksikmiş gibi hissedilir.* Bu cümle, kaybetmenin ne kadar büyük bir boşluk yarattığını, sevdiğimiz bir şeyin yokluğunun ne kadar acı verici olduğunu en güzel şekilde özetliyor.
*"Kırık bir çerçeveden sızan gülüşe tutunarak ayağa kalkabilirdi insan."**
Umudun ne kadar kırık da olsa, en zor anlarda bile küçük bir şey, insanı ayağa kaldırabilir. Hayatta her zaman bir çıkış yolu var. Kırık ve eksik olsa da, mutluluğu bulmak için hep bir umut ışığı vardır.
*"Onu kaybetmek, bin meyvesiyle ruhunu her an doyuran özel bir ağacın birden kupkuru kalması demekti."**
Kaybetmek, bir şeyin sadece fiziksel olarak kaybolması değil, bize sunduğu duygusal doyumun da kaybolması demektir. Bu alıntı, kayıpların sadece maddi değil, ruhsal yanları olduğunu bana çok güzel hatırlattı.
*"O yokken varlığımı ancak 'hiç' kelimesiyle ifade edebilirdim."**
Bir kaybın ardından insan kendini "hiç" gibi hissedebilir, ama işte bu "hiç" de bir tür varlık. Çünkü kaybın yarattığı boşluk, aynı zamanda bir dönüşümün başlangıcı olabilir. Kayıplar, yeni bir farkındalığa götüren adımlar olabilir.
Kitap, sadece kelimelerle değil, her bir alıntıyla bana hayatın anlamını, kaybın ve buluşun değerini, insan olmanın güzelliğini ve anlamını bir kez daha hatırlattı. Gerçekten çok teşekkür ederim, Yüreğine sağlık... Hümeyra yabar
Hümeyra Yabar