·218 syf.····Okunma: 30 Ekim 2024 16:32 Ah Dirmit, canım Dirmit. Öncelikle nasılsın kitabı okurken seni hiç özleyeceğim aklımın ucundan geçmezdi. Kitabı okurken koşturarak okuduk çünkü. Dirmit yetişeyim derken, olayları iyi kavrayayım derkene yoruldum cidden. Burdan anlayacağımız gibi kitap okuması kolay bir kitap değil.
Kitabı okuduktan sonra şükür dedim bitti kitap. İlk başta puanın 6/7 arasındaydı. Lakin Latife TEKİN'in kendisini tanıyınca olay değişti ve puanım 9' a çıktı. Bu benim kendi fikrim bence bu kitap otobiyografik özellikler taşıyor. Zaten kendisini dinleyince anlatıların çoğunu annesinden dinleyerek beslendiğini öğreniyoruz. Hatta Dirmit ismide çocukken komşuları olan arkadalının ismi olduğunu söylüyor. Latife TEKİN anlattıkça detaylar çok daha iyi oturdu. Yine kendi yorumum Latife TEKİN bu romanı 80 dönemi sürecinde yazdığı için sürekli bir kaçış halinde olduğu için romanda kendisiyle koşuşturmuş gibi geldi.
Romanımız köy hayatını, batıl inançlarımızı, köyden kente göç kavramlarını alt yapıda yoksulluk kavramını çok iyi işlemiş. Karakterlerin sürekli bir değişim halinde olduğu göze çarpıyor. Karakterlerin dönüşmediği tip kalmadığını görüyoruz. Dinç işinden mafyasına, mafyasından dincisine, dincisinden küçük işketmecisine tüm dönüşümler şahane bir şekilde işlenmişti. Beni en çok yaralayan şey ise Dirmit'in sürekli değişmeye çalışması ve bunun atiye tarafından geri düşüncelikle durdurulması oldu.
Batıl inançlarımızı okudukça geçmişte annenemden duyduğum şeyler öyle gözümde canlandı. Kitabın tarzı hep büyülü gerçekçilikle ilgili olduğu söyleniyor ama bunlar bizim gerçeklerimiz dedim. Dede korkut gerçekleri, Kemal TAHİR, Yaşar KEMAL'in veya Orhan KEMAL'in yazdığı gerçekler dedim. Latife TEKİN'de aynı yorumu yapınca içim çok rahat etti. Kitapta Atiye'nin azraille atışma sahneleride şahaneydi.