·216 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Kasım 2024 16:58 Beğenilen kitaplara inceleme yazmak, beğenilmeyen kitaplara incelemeye yazmakla kıyaslandığında çok zordur. Ama bu kitapla ilgili yazmayı denemek istiyorum. Veronika Ölmek İstiyor. Kitabın adı pek iç açıcı değil. Bu kitabın adını ilk duyduğumda babanemi kaybedeli çok olmamıştı. Babanemin kaybından sonra ne zaman yanımda "ölüm" kelimesi geçse panik atağım arttığı için çok mesafeliydim kitaba. Kitap listeme kitap eklemek için araştırma yaparken sürekli karşıma çıkıyordu. En sonunda dayanamadım ekledim listeye. Ama bir yandan da "Aman Eylül, eklediğin kitaba bak. Panik atağını arttırır bu kitap." diyordum kendi kendime. Malum kitap fiyatları çok yüksek. Kitapçıya sık sık gidemiyoruz. Gittiğim zaman da listedeki onca kitap arasından bula bula bunu bulacağımı düşünmüyordum. Tatil için üniversiteden memlekete döndüğümde bir yere gitmemiz gerekmişti. Oranın girişinde küçük bir tezgahta kitap satılıyordu. Gözüme ilk çarpan kitap bu oldu. Diğer kitaplara bakmadan direkt bunu aldım elime. Ama hâlâ kararsızdım. Ama o an içimden bir ses "Al o kitabı. İlk bunu gördün. Nasıl bu kadar eminsin bu kitabın panik atağını arttıracağından?" dedi. Sahi neyden korkuyordum ki? Bir kitap panik atağımı arttırabilir miydi gerçekten? Kitapta beni kendine çeken bir şeyler vardı. Beni kendine çeken o şeyin ne olduğunu hâlâ çözemesem de o an kitabı okumayı öyle istedim ki. Hemen aldım. O sıralarda okuduğum kitabı bitirdikten sonra hemen başladım. İyi ki okumuşum.
Kitaptaki olaylardan bahsetmeyeceğim. 215 sayfalık çok kısa bir kitap. Bu kadar kısa bir kitaba birden fazla karakterin hayatını sığdırmak ve okuyucuyu tüm karakterlere bağlamak herkesin yapabileceği bir iş değil.
Şu anda gerçekten istediğiniz yerde misiniz? Yoksa başkasının istediği hayatı mı yaşıyorsunuz? Kitap ister istemez size bu soruyu sorduruyor. Zaten herkes en az 1 defa sormuştur bu soruyu. Peki cevap verebildiniz mi o soruya?
Veronika, istediği hayatı yaşamadığının farkındaydı. Ama bunu değiştirmeye çalışmak yerine hayatının baharında bu dünyayı terk etmek istedi. Değiştirmek zordu. Tepkiyle karşılaşacaktı. El alemin tepkisiyle.
Zaten hayatımızı etkileyen en büyük faktörlerden birisi bu değil midir? El alemin tepkisini kendi istediklerimizden daha önemli buluruz çoğu zaman. İyi de bu hayat bizim hayatımız olduğuna göre el alemin düşüncesini neden önemseriz ki? Sanırım çocukları sevmemin nedenlerinden birisi bu. Onlar doğallar. El alemin ne dediğini önemsemiyorlar.
Yaşlanıp geriye baktığımızda "keşke" demek yerine "iyi ki" demek daha güzel bir şey ama bunun için el alemdense kendimizi düşünmemiz gerek. Hatırlıyorum da 16 yaşındayken arkadaşlarımla kaydıraktan kaydığımız için çevredekiler "Şunlara bak yaşlarından başlarından utanmıyorlar. " dercesine baktıkları için rahatsız olup bırakmıştık. Şimdi düşünüyorum da onlara ne? Bir daha görmeyeceğimiz insanların düşüncelerini neden önemsedik? O bakışların arasında başka bakışlar da gördüm. "Ne güzel hayattan zevk almayı biliyorlar." diyen bakışlar. Onlar da istiyorlardı çocuklar gibi eğlenmeyi. Ama el alemin tepkisi belli. Çocuklar eğlenir, saçmalar; büyükler oturaklıdır, çocukça şeyler yapmazlar. Bu yazısız kurala uymayana "deli" gözüyle bakılır. Ah hadi ama, eğlence olmasa her gün birbirinin aynı olan günler çekilmez hale gelir.
Veronika için de böyleydi bu. Çekilmez hale gelmişti yaşamak. Yıllarca aynı günü tekrar etmek işkenceden farksızdı onun için. Yaşama sevinci kalmamıştı. Ama intihar girişimi başarısız oldu. Çünkü bu dünyaya geliş amacını tamamlamamıştı. Epiktetos'un dediği gibi "Sen seçtiğin anda doğmadın. Dünyanın sana ihtiyacı olduğu zamanda doğdun. İnsan yerküreye, var oluşa, dünyanın devrine hizmet eder. Önemli olan burada olduğun zamanda üzerine düşeni yapmaktır."
Hepimizin bu dünyaya gelmesinin bir amacı var. Veronika'nın amacı oradaki insanlara orada oluş sebeplerini sorgulatmak, gerçeği göstermekti. Peki sizin amacınız ne?
Son sayfada Veronika'nın artık yaşadığı her günü mucize olarak göreceğini söylüyor. Çünkü ölümle yüzleşti. Ama bunu anlamak için mutlaka ölümle yüzleşmeye gerek yok. Etrafınıza bakın. Zaten her şey bir mucize. Sonbaharda yaprak döken ağaçların yazın yeniden canlanması bir mucize. Cıvıldayan kuşlar bir mucize. Ama gerçek mucize sizsiniz. Şu anda nefes alıyorsunuz. Görüyorsunuz, duyuyorsunuz. Ama bir gün ölüm aniden kapınızı çalacak. Bir gün bu mucize sona erecek. İşte o gün "iyi ki" deyin. "İyi ki istediğim hayatı yaşamışım."
Bu kitabı baş ucu kitabınız yapın. Okuyun, okutturun.