Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 05 Ocak 2025 03:17 Ayni Tata'nın Hikayesi
Hikayemiz, Ayni Tata'nın kalabalık yerlerden hoşlanmadığı ve bu yüzden çarşıda hiç görülmediği bilgisiyle başlar. Yazar, hikayenin başından itibaren ne kadar realist bir üslupla yazsa da karakterden yana bir tavır takınır. Bu, hikayenin subjektif bir bakış açısıyla kaleme alındığını gösterir. Örneğin, "İnsaf sahibi insanlar onu yanlış anlamaz," cümlesi, Ayni Tata'nın garip ama kendi halinde bir insan olduğunu ima eder.
Ayni Tata'nın nereden geldiği, isminin anlamı ve kimliği, çevresindekiler için hep bir merak konusu olmuştur. İnsanlar onun ismini peşine takılan çocukların mı verdiğini sorgular. Çocukların onun peşine takılması başlangıçta bir sorun teşkil etmez, çünkü Ayni Tata'nın toplumda bir yeri, adı veya herhangi bir konumu yoktur. Toplum gözünde o, başarısız bir "tutunamayan"dır. Ona hep kendilerince roller biçmişlerdir: "Arap olabilir," ya da "Adını çocuklar koymuş olabilir," gibi varsayımlarla yetinmişlerdir. Ancak kimse aslında onun kim olduğunu gerçekten merak etmez.
Karakterimiz, onu yabancılaştıran ve ötekileştiren toplumla hiçbir şekilde aynı dili konuşmak istemez. Arkasından koşan, onu rahatsız eden çocuklara sadece bir sopa sallar ve kızgınlıkla bakar. Onlarla aynı dili konuşmak, adeta aynı safa geçmek gibidir; bu konuda güçlü bir direniş sergiler. Ayni Tata'nın sessizliği, neredeyse kendine özgü bir dil oluşturmuştur. Onun bu tavrı, toplumdan uzak durma çabasının bir yansımasıdır.
Karakterin farklı oluşu, giyimiyle de dikkat çeker. Yazar, onun kıyafetlerinden bahsederken uzun bir etek şeklinde, herkesin dikkatini çeken bir giysiden söz eder. Nesneler üzerinden karakter hakkında fikir sahibi olabiliriz. Ayni Tata'nın renkli ve farklı kıyafetler tercih etmesi, onun iç dünyasının ne kadar çalkantılı olduğunu gösterir. Ayrıca, karakterimizin kendine bir dünya kurduğunu da anlarız. En büyük varlığı, üzerindeki kıyafetleri ve içinde kişisel bakım eşyalarının bulunduğu kutusudur. Bu nesnelere bağımlılık seviyesinde önem vermesi, hikayede gerilimi artıran bir unsurdur.
Toplumun onunla ilgili dikkat çeken bir başka algısı da temizlik düşkünlüğüdür. Ancak bu bile kabul görmek yerine dedikodulara dönüşür. Örneğin, "Dul kadınların evine gidiyor," söylentisi, toplumun zihninde yer eder. Ancak bu dedikodular, Ayni Tata'nın toplumda "bir erkek" olarak görülmediğini de açıklar. Eğer onun bir erkek olması tehdit oluşturmuş olsaydı, toplum bu durumu engellemeye çalışırdı. Ona adeta bir eşya gibi bakıldığını ve bu yüzden cinsiyetsizleştirildiğini söyleyebiliriz. Arada kalmış bir insan portresi çizer; süs merakı, kadınlara tehdit oluşturmaması gibi özellikleri de bunu destekler.
Toplumsal cinsiyet rollerinin keskin olduğu ve farklılıkların kabul edilmediği toplumlarda, bireyler kendilerini ifade etmekte zorlanır. Kabul edilmeme korkusu, onları kendi gerçekliklerini gizlemeye iter. Ayni Tata da bu korkunun bir kurbanıdır. Farklı olduğu için toplumun kalıplarına sığmaz ve bu yüzden ötekileştirilir.
Ayni Tata, toplumun kıyasıya yargıladığı, anlamaktan uzak olduğu bir karakterdir. Onun garipliği, yalnızlığı ve sessizliği, topluma karşı bir direniştir. Ancak bu direniş, aynı zamanda bir kabullenişin ve toplumun baskısına boyun eğişin de izlerini taşır. O, varlığına rağmen toplumda yok sayılan, başarısız olarak damgalanan, yalnızlığa mahkum bir bireydir.
Hikayenin sonunda, Ayni Tata'nın çok sevdiği ve büyük önem verdiği kutusu bir grup çocuk tarafından yere düşürülür. Bu olay, Ayni Tata'nın hikaye boyunca ilk kez ciddi bir tepki verdiği an olarak dikkat çeker. Toplumda varlığı ile yokluğu bir görülen, adeta silikleşmiş bu insan, bir grup çocuğun saldırısına uğrar. Belki bir kutunun kırılması fiziksel olarak kimseye bir zarar vermez, ancak o kutu, Ayni Tata için her şeyden taviz verdiği bir yaşamda, son kalan dayanağıdır. Kutu, onun "Burada, bu konuda taviz vermeyeceğim," dediği tek şeydir.
Bu bağlamda, Ayni Tata'nın tepkisi bir insanın en temel var oluş çığlığı olarak okunabilir. Hepimizin böyle bir "kutusu" olmalı; ne pahasına olursa olsun, bu kutuya kimsenin dokunmaması gerekir. Dokunulduğunda ise buna uygun bir tepki göstermeliyiz. Ayni Tata’nın bu duruma verdiği tepki, çocuk gibi oturup ağlamak olabilir; bu, büyük bir tepki gibi görünmeyebilir. Ancak ağlamak, insan olmanın en temel ve en insani özelliklerinden biridir. Bu şekilde, Ayni Tata “Ben varım ve benim de kapalı kutularım, duygularım var,” demek istemiştir.
Kutunun kırılmasıyla birlikte Ayni Tata’nın elbisesini bir ağaca asması, onun bağımlılıklarından kurtulma ve kabullenme sürecine girdiğini gösterir. Ancak burada bir başka metafor da dikkat çeker: Elbisenin ağaca asılması, toplumun Hz. İsa’yı astığı durumu çağrıştırır. Yazar, bu imgelerle toplumun bir gün bu eylemlerinin cezasını çekeceğine dair bir mesaj vermek ister. Bu düşünce, Ayni Tata’nın ardından deprem gibi doğal veya doğaüstü olayların gerçekleşmesiyle desteklenir. Yazar, bu durumla Ayni Tata’yı uhrevi bir boyuta taşıyarak onun varlığını anlamlandırmaya çalışır.
Sonuç olarak, hikayenin bu son bölümü, Ayni Tata’nın sessiz çığlığıdır. O, kırılganlığını ve varlığını bu şekilde haykırırken, toplumun onun gibi bireyleri anlamaya ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serer.