Bu kitabı ilk kez almanca baskısından okumuştum. Yaklaşık iki sene önce rüyalar üzerine araştırma yaptığım bir dönemde böyle bir eserin varlığından haberdar oldum ve temin eder etmez hemen okudum. 2024 itibariyle eser nihayet dilimize kazandırıldı. Yeniden mesai ayırma konusunda tereddütlerim olsa da kitabı türkçe baskısından bir kez daha okudum. İyi ki okumuşum çünkü Almanca baskısı hayli ağır bir metindi, türkçe çevirisini okuyunca hikayelerin derinliğine yeteri kadar inemediğimi fark ettim.
Kitabın arka planı, hazırlanış aşaması ve bilimsel çalışmalara ne şekil hizmet ettiğine dair Almanca baskısına yaptığım incelememde kapsamlı bir açıklama yapmıştım, konuya ilgisi olanların mutlaka onu da okumasını öneririm →( Das Dritte Reich des Traums ).
İçeriğe gelirsek, kitap Nazi Almanya’sında çoğunluğu yahudilere ait olmak üzere totaliter rejim altındaki bazı insanların rüyalarının derlemesinden oluşuyor. O dönem gazetecilik yapmakta olan Beradt insanların rüyalarını, isimleri ve olayları şifreleyerek not ediyor, çoğunu mektuplar halinde daha sonra bir araya toplamak üzere yurt dışındaki adreslere postalıyor. Yahudiler başlarına neyin geleceğinin farkındalar ve rüyaları sürekli önceden onları sıkıştırmaya başlıyor. Sadece yahudilerinin rüyalarından oluşmuyor tabi çalışma. Dış görünüşünden dolayı yahudi sanılmaktan korkan ve bu sebeple soy belgesi dedikleri etnik kökenlerini kanıtlayan resmi bir belgeyi sürekli yanlarında taşımak zorunda olan Almanların da korkulu rüyaları var kitapta. Rüyalarda evlerin duvarları durduk yere yok oluyor; insanlar gece lambaları, en özel alanlarındaki eşyalar, koruyucu melek diye baş uçlarına koydukları biblolar tarafından izleniyor. Rüyalarda tutuklanıyorlar, hapsediliyorlar, ülkeden kaçıyorlar ama dünyanın hiç bir yerinde kendilerine yer bulamıyorlar. İlginçtir, Hitler’in ikinci dünya savaşında çoğunluğu yahudi olan bir kesime yaptıkları için “akla hayale gelmeyecek” tabiri kullanılır. Akla hayale gelmemiş, ama rüyalar hep söylemiş. Hatta bir adam diyor ki, ki bu beni çok etkiledi, “bilinçaltım olacakları biliyordu”. Freud’a göre rüyalar günün artığıdır ve çok anlam yüklemeye gelmez. Nitekim ben de böyle düşünmeye eğilimliyimdir. Fakat Jung rüyaların çok da kıyıya köşeye atılacak olgular olmadığını, zaman zaman gelecekten önemli haberler verebileceğini savunur. İşte burda bilinçaltının gizemli gücü devreye giriyor zannımca ve bu noktada mevzu beni hayli aşıyor. Bu eserdeki rüyalar sonraki dönemde, rüyalara bakarak geleceği tahmin etmenin ve bunu bilimsel gelişmelerde kullanmanın mümkün olabileceğini savunan bir ekol tarafından da incelenmiş.
Bilimsel dayanakları, yorumları bir kenara bırakacağım. Eser çok sarsıcı. Yüreğim ağzımda okudum, o kadar söyleyeyim. Ayrıca verdiği kitap referansları da çok güzel. Yer yer Kafka, Orwell ve Dostoyevski’nin eserlerinden alıntılar yapılmış. İşte, yaşam mı edebiyata malzeme veriyor yoksa biz mi kocaman bir kurgunun içindeyiz, ayrımına varmakta zorlanıyorum bazen.
Tarihin akışı içerisindeki somut varlığı bir yana, Hitler ve kurduğu rejim batı edebiyatının köklerini besleyen olgulardandır. Her yönüyle o süreci iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum.
Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum…