·72 syf.····Okunma: 30 Kasım 2024 20:38 Descartes, kuşkucu bir yaklaşım benimseyerek, bilginin kaynağına, doğruluğuna ve güvenilirliğine dair farklı teorileri ele almıştır. Filozofun yöntemi kuşkuculuk temeline dayanır, onun kuşkusu yöntemli kuşkudur: doğruyu elde etmek için kuşkulanmak gerekli bir eylemdir. “Her şeyden kuşkulanabilirim, ancak kuşkulanamayacağım bir şey vardır, o da kuşkulanan ben’in kendisidir.”. Kitapta, Descartes’ın “Cogito, ergo sum” (“Düşünüyorum, öyleyse varım”) sözleri ile ifade ettiği gibi, kendisinin var olduğu ve aklının varlığını kesin olarak kabul ettiği görüşüne yer verilir. Ayrıca, bilgi edinmenin doğasını ve yöntemlerini incelerken, matematiksel yöntemleri örnek alarak, bilginin doğru olduğunu kesin bir şekilde kanıtlayacak bir yöntem önerir. Bu metoda “analitik yöntem” adını verir ve ona göre, bir sorunu parçalara ayırarak ve her parçayı ayrı ayrı analiz ederek doğru sonuçlara ulaşmak mümkündür. Descartesçı yöntemin temel kuralı apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru diye kabul etmemektedir. Amacı, bütünün içinde temel olanı ya da en basit olanı bulmak, o en basit olandan bileşiğe doğru ilerlemektir. Descartes’ın bu eseri, felsefe tarihinde çok önemli bir yere sahiptir ve modern felsefe, matematik ve bilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır Aristo merkezli Skolastik felsefeye meydan okuyan Descartes, modern felsefenin kurucusu olarak bilinir. “Düşünüyorum, o halde varım” cümlesi, onun şüpheci yönteminin özeti olarak açıklanabilir. Buradaki amacı, aklın doğru yönetimi için herkesin izlemesi gereken yöntemi öğretmek değil, fakat yalnızca, kendi aklının nasıl yönettiğini göstermek istemektedir.
Descartes tarafından üç yüz yıl kadar önce ortaya atıldığından beri, felsefenin temel şüphelerinden birisi olan “zihin-beden sorunu” insan varlığının özünde, salt fiziksel bir varlık mı, yoksa özünde düşünen bir varlık mı olduğu sorunudur. Beynimizin nasıl düşünce üretimine başladığı ya da düşünmenin ilerleyişiyle nasıl bir bağı olduğu üzerinedir. Descartes zihinsel ve fiziksel olan arasında yapmış olduğu bu ayrımla modern felsefede ikicilik (düalizm) akımının öncüsü olmuştur. İkicilik zihinsel ve fiziksel olanın ya da zihin ve bedenin birbirine indirgenemez iki ayrı töz olduğunu savunan, ontolojik bir görüştür.
Descartes’ın bu eseri, felsefe tarihinde önemli bir yere sahiptir ve modern felsefe, matematik ve bilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Descartes’ın felsefesi, hem onun çağdaşları hem de sonraki nesiller tarafından yoğun bir şekilde tartışılmıştır. Descartes’ten etkilenen bazı önemli filozoflar şunlardır:
* Spinoza, Descartes’ın zihin-beden düalizmini reddederek, her şeyin tek bir madde olan Tanrı’nın öznitelikleri olduğunu savunmuştur. Spinoza, Descartes’ın Tanrı’nın varlığına dair kanıtlarını da eleştirmiş ve Tanrı’nın gerekli bir varlık olduğunu ileri sürmüştür. Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Spinoza, Descartes’ın ahlak felsefesini de geliştirerek, insan duygularını ve tutkularını rasyonel bir şekilde analiz etmeye çalışmıştır.
* Leibniz, Descartes’ın mekanik evren anlayışını ve zihin-beden ilişkisini sorgulamıştır. Leibniz, evrenin en küçük parçacıkları olan monadlar tarafından oluşturulduğunu ve bunların her birinin Tanrı tarafından verilmiş bir amaç doğrultusunda hareket ettiğini iddia etmiştir. Leibniz, Descartes’ın matematiksel yöntemini de takdir etmiş ve sonsuz küçükler hesabını geliştirmiştir.
* Locke, Descartes’ın doğuştan gelen fikirler tezini reddederek, insan zihninin doğuştan boş bir levha olduğunu ve bütün bilgilerin duyu deneyiminden geldiğini savunmuştur. Descartes’ın sezgisel yöntemi, onun felsefede kesin ve sağlam bilgiye ulaşmak için izlediği bir yöntemdir. Descartes, sezgiyi, “zihinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan bir açık seçikliğin zihinsel olarak görülüşü ya da anlaşılması” olarak tanımlamıştır Locke, Descartes’ın sezgisel yöntemine karşı da çıkmış ve bilginin derecelerine göre sınıflandırılması gerektiğini öne sürmüştür.
* Hume, Descartes’ın rasyonalist felsefesine karşı empirist bir yaklaşım benimsemiştir. Hume, insan zihninin duyu deneyiminden başka bir şey bilmediğini ve nedensellik gibi kavramların alışkanlıklardan ibaret olduğunu ileri sürmüştür. Hume, Descartes’ın Tanrı’nın varlığına dair kanıtlarını da çürütmeye çalışmış ve dinin akla dayanmadığını savunmuştur.
*Kant, insan zihninin hem duyu deneyimine hem de aklın kategorilerine ihtiyaç duyduğunu ve bunların arasında sentetik a priori yargılar kurabileceğini iddia etmiştir. Kant, Descartes’ın metafizik sorularına da sınırlı bir cevap vermiş ve insan aklının bu sorulara kesin bir yanıt bulamayacağını söylemiştir.
Levinas ‘Sonsuz fikrini’ Descartes’tan almıştır. Sartre, ‘Düşünüyorum, öyleyse varım’ diyen Descartes’e karşı çıkmıştır. “Bilinç kendisini şeylerle ilişkisinden bağımsız olarak bilemez ve ego düşünümün bir ürünüdür” demiştir. Descartes için Hegel gerçek bir değerbilirlikle “modern felsefenin kurucusu” demiştir. Her şeyden kuşkulanan Descartes için Aziz Augustinus kuşkuyu ortadan kaldırmak için “kuşkulanıyorsam varım” demiştir. Descartes da her şeyden şüpheye düşe düşe “cogito ergo sum”a yani “düşünüyorum öyleyse varım“a ulaşmıştır. Platon’un yorumuna göre, “ tek gerçeklik ruhtur; beden ise insanı gerçeklikten koparan, maddi dünyaya bağlayan bir hapishanedir.” Descartes ise, “ beden ve ruhun birbirlerinden yapıca farklı iki ayrı töz” olduğunu savunmuştur.
Kitapta yer alan bazı tezler özellikle Tanrı’nın varlığı ve insan ruhunun doğası ile ilgili olanlar, günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir. Kitap, felsefeyle ilgilenin ya da ilgilenmeyin mutlaka okunması gereken bir klasiktir.
“…yapabildiğim ölçüde faydalı olmak istiyorum, eğer yazdıklarımın bir değeri varsa, ben öldükten sonra insanlar istedikleri gibi faydalanabilirler”