"Leylekler neden hep yüksekten uçar; bilir misin hocam?" Bilmiyordu Musa. Bilmemesi gerektiğini öğrenmişti artık.
"Neden Kadri?"
"Insan, şu dünyaya gelebilmek için muhtaç olduğu yegâne eylemi ayıp saymış ya; onu hiç aklım almaz benim. Onca canlı dururken insan, dünyaya gelme utancının yükünü zavallı leyleğin omuzlarına yüklemiş. O garibim de insana küstüğünden yukardan gelip gider işte."
Bir seminer esnasında hem kendisiyle hem kitabıyla tanıştığım için çok şanslıyım. Yavuz Ahmet günümüzün güçlü kalemlerinden ve daha çok tanınması gereken bir yazar. Daha ilk sohbetimizde oluşan fikrim üzerine ikimizi de aynı kalıba koydum. “Hocam dünya yazmaktan okutmaktan ibaret, ne siyaset ne ekonomi; ne sağ ne sol benimser bizi. Biz de onları…” zihnimde bu düşünceler cirit atarken belki de günümüz sağcısından da solcusundan da bıkmış zatım için görmek istediğim buydu. Haddim olmayarak “işte dedim kendini gerçekleştirmiş bir insan, “insan” olabilmeyi merkeze koymuş ve bu uğurda da yazma yöntemini seçmiş bir yoldaş dedim. Ayrı yollarda gibi görünsek de bazı yollarda yoldaşız, yol bir mi ki sadece aynı yolun yoldaşı olalım. Uzatmayayım. Kitabı okuduğumda anladım ki yanılmamışım, iyilik iyidir’in başka bir uyarlaması ; okunması gereken dolu dolu bir hikaye. Üslubun sadeliği akıcılığı ifadenin ve zorlamaya kesinlikle kaçmayan edebi dilin insanı sarıp sarmaladığı keyifli bir roman. Ama asıl mühim olan yaşarken kıymeti bilinmesi gereken bir yazar.