Gönderi

Alıntılar-
Puan vermedi·125 syf.··
2024 27. kitabı
Sen o zamanki ateşli delikanlıyı bulmak hülyasiyle bana geldin. Halbuki karşında yüreği galvanize edilmiş ihtiyar bir adam buldun. Ben artık kimseyi sevecek halde değilim. Hislerim artık mazide yaşanmış, geride kalmış aşkların hatırasiyle iktifa ediyor; âşık olmak tehlikesine karşı en iyi bir mâni teşkil eden tecrübeli fahişelerin işveleriyle kannaat ediyor... Ruhum bir narkozun tesiri altında uyuşmuş gibi bir halde olmasına rağmen, hâlâ âşık olmaktan korkuyorum. Sen ne istiyorsun? Vücutlarımız mütemadiyen değişip yenileşiyor; bir hücrenin yerine bir başkası geliyor; zaman, en ufak protoplazma habbelerinden hududu tâyin edilemiyen fikirlere kadar her şeyi değiştirir, yedi sene içinde vücut baştan başa, tamamiyle değişir: Yedi sene evvelki etler, kemikler, kan ve beyinden artık eser kalmaz. Onların yerine başka etler, başka kemikler, başka bir yağ, başka bir kan gelmiştir. Sen bizim bundan evvel birbirimize tesadüf ettiğimizi mi zannediyorsun? Fakat hayret! Ne sen, ne de ben on beş sene evvel birbiriyle buluşan kimseler değiliz. Onlar bambaşka, bizden tamamiyle ayrı kimselerdi! Sen ve ben birbirine evvelce dünyanın hiçbir tarafında tesadüf etmemiş iki yabancıyız. Benim bu yedi sene nazariyesine aklım yatmıyor. Sen hâlâ içimizde bir seyin olduğu gibi kaldığına, bir şeyin değişmediğine, bir şeyin silinip kaybolmadığına inanmak istiyorsun! Fakat ben sana vücudun, her üç ayda mobilyasının bir parçası değiştirilen bir ev cudu hiç durmadan boyuna değişip yenileştiğini tekrar ediyorum. Yedi sene sonra bu mobilyalardan, eskilerinin varlığına delalet edecek hiçbir alâmet kalmamacasına hepsi yenilenmiştir. Beni geçen sene bırakıp giden karım, benimle on sene evvel evlenen kadın değildi. Başka bir kadındı. Bundan dolayı da kendisini, ötekinin bana ettiği sadakat yeminini tutmakla mükellef addetmiyordu. Bu sebeple ben de ona lanet etmiyorum, ve şayet yedi sene sonra tekrar geri gelecek olsa, artık kendisi tarafından terkedildiğim kadınla alakası kalmıyan başka bir kadın olacaktır.Ve belki de, ben de onu affedebileceğim. Sen, Cecilia, o kadar uzun bir zaman fâsılasından sonra bana geldin ki, bahsettiğim değişme iki defa tekrarlanmış bulunuyor. Ve sen o zamanki beni bulacağını zannediyordun! Fakat o aradığından bir zerre bile kalmamıştır. Bir başkasına koşmak belki de senin için daha iyi olacaktı. Onda ihtimal ki fantezi kudretini hayalinde eski ben'i yaşatmakta sarfedebilecektin. Fakat şimdi yeni bende hiçbir şey bulamıyacaksın, çünkü görüş realitesiyle yakından temastasın. Kendini vermek için bana gelmiştin ve bu yolculukta-bizzat kendin de bunu anladın hep seni hummalı bir ihtirasla karşılayacağımı tahayyül ettin. Halbuki karşında, ismini bile hatırlayamıyan birisini buldun; ve öyle tahmin ediyorum ki, zihninde kendine fantastik, gizli ışıklarla dolu muattar bir de oda kurmuştun. Şimdi ise ben, bu hulyalarından hiçbirisini hakikat yapamıyorum. Seni soğuk, katı ve siyah muşamba döşeli şu hasta yatağının üstünde kabul edecek olsam, eminim ki şu cerrahi aletler ortasında kendini verdiğin sırada gayriihtiyari: «Doktor, canımı yakmayın!> demek arzusunu hissedeceksin. Sen benimle buluşma sahnesini zihninde mağrur çizgilerle tersim etmiştin, çünkü aşkın yalnızca şaşaalı taraflarına zihinde yer verilir. Fakat hakikatte bunda bir de insanın düğmelerini çözdüğü ıslak bir şey, âdi bir şey vardır ki, da hülyalarımız arasında yer almaz. Aşk ancak esrarengiz, gizli ışıklar altında, yumuşak pos üstünde, geniş, püf ve alcak bir karyolanın atlas yastıkları üzerinde yapıldığı; ateşli dudaklara tahrik edici, nefis rahiyalı içkiler sununulabildiği ve yandaki odada ılık, muattar bie banyo bizi beklediği zaman ulvî bir merasim olur. Kısaca, ancak insanım yüz bin liralık bir iradı olduğu ve iki tarafın da çırılçıplak soyunabilecekleri kadar kusursuz bir güzellikte vücutları olduğu zamanda aşk güzel şeydir. Yoksa ceketlerimizin soğuk düğmelerinin bembeyaz kadın tenlerine dokunmasından daha iğrenç bir şey tasavvur edemiyorum. Sen kendini bana vermek için geldin. Teslimiyetin benim ve senin ayrıca herhangi bir iğfal teşebbüsünde bulmamı lüzumsuz bir hale getirdi. İçinde tesebbüs, iğfal bulunmayan bir aşk da tiksindiricidir. ~ Bir kadının ihanetinin kendi iradesinin mahsulü, sadakatinin ise tesadüfün beklenmedik bir cilvesi olduğunu bilirdi. ~ Yeni doğmakta olan bir aşkın fecir kızıllığı içinde, dün akşam batan aşk ne kadar sefil ve hakir görünüyordu. ~ Sevgili ana ve babalarımız, bizi dünyaya getirmekle işledikleri kusuru af ettirmek için bütün ömürlerince bizden özür dileyecekleri yerde üstelik âşıklarımıza muhalefet etmek, istediğimizle evlenmemize mani olmak suretiyle ruhlarımızı da esaret a tına almak cüretini gösterirler. Ve bütün bunların hepsi de tecrübe namiyle. Tecrübe! ~ Namuslu kadınlar zamanla değişir ve çirkinleşirler. Halbuki bir flörtten bir maceraya, tesadüfî bir sadakatsizlik ten ihtiyari bir ihanete koşan kadınlar ise çirkinleşmezler.Bunların kocalarının ihtiyarladığını, göbeklendiğini, saçlarının kırlaştığını görürüz; âşıklarının, caketlerinin son düğmelerini çözdüklerini, titrek başlarında kalan son zavallı saç tellerini tarayıp düzelmeğe uğraştıklarını görürüz; fakat şık ve güzel kadınlar hiç değişmezler. Çünkü günah, zevk, eğlenmek arzusu, güzel kalmak hususundaki sarsılmaz azimleri onları ihtiyarlamaktan muhafaza eder. Güzelliği muhafaza için bir tek jimnastik şekli vardır: Aşk iturizmi, şehvet ülkelerindeki tenezzühler... Yalnız namuslu kadınlar ihtiyarlar ve çabuk çökerler. Bâtıl saitikatları bir tarafa bırakmış birçok güzel kadınlar çok seneler evvel, henüz bir tek kocaya ait, namuslu ve sadık oldukları zamanlarda çektirdikleri resimleri gösterirler. Ne iğrenç! Ne köylü halk dersanesi öğretmeni tipleri, ne kenar mahalle ebe kadınları! Fakat fânî heveslerin heyecanını tatmayı tecrübe ettikleri, ciltlerini parlattıkları, manikür yaptıkları, dudaklarına ruj sürdükleri, kaşlarını yoldukları, gözlerinin etrafını maviye boyattıkları, şehvetlerini mütemadiyen tekrar edip miktarını çoğallttıkları muharrik ilaçlarla arttırdıkları andan beri bir füsun gibi güzelleşmişlerdir; genç ve güzel kalmak için ortaya mucizeler çıkarmışlar ve kırk yaşında bir fahişenin on sekiz yaşında bir bakireye, yirmi beş yaşındaki namuslu bir ev kadınına tercih edileceğini göstermişlerdir. ~ Kadınlar güzel oldukları için aşk maceraları yaşamazlar, fakat aşk maceraları yaşadıkları için güzel olurlar. ~ Acaba neden bir şeyi veya kimseyi terkettiğimiz veyahut bin şey veya kimse tarafından terkedildiğimiz zaman onları senelerce, hep ayrılık ânındaki halleriyle gözümüzün önünde canlandır makta devam ederiz? Fantezilerimiz insanların ihtiyarladığına şehrin şeklini değiştirdiğine, manzaraların yeni bir kılıfa büründüğüne, cesetlerin çürüyüp dağıldığına acaba neden inanmak istemez? Fantezi, bizim sevmekte devam ettiğimiz uzak şeylerin istihaleye tabi olduğunu bir türlü kabul etmek istemez. İki sevgili ihtiyarlar ve çirkinleşirler; gençlikleri silinir ve maziye intikal eder. Böyle olduğu halde onlar birbirini hâlâ genç, hâlâ güzel görmekte devam ederler. İhtiyarlıkta da aşkın yerine geçen herhangi bir cinsî bir duygu ile karışmıyan soğuk dostluğu onlar hala uzak bir mazinin ardında kalan aşkları olarak kabul etmek vehmine düşerler. ~ Bizler şayet, uzun mesafelerle bizden uzaklaşan şeylerin geçirdikleri değişiklikleri tamamiyle tasavvur edebilseydik, zihnimize sığdırabilseydik, tekrar kavuşma ânındaki hayal inkisarlarının çoğundan kurtulur ve yüzümüzü gerilere çevirecek yerde, daüssila denilen bu seçkin acıya katlanacak kadar mâkul olurduk. ~ Bir öpüş, karşılıklı, iki tarafın da yüzlerini karıştırmazsa geçici bir temastan başka bir şey olmaz. Fizyonomiyi altüst etmeyen, damarları şişirmeyen, yürek çarpıntılarındaki tempoyu hızlandırmayan bir öpüş, öpüş değildir. Bir öpüş boğucu olmalıdır. Bir öpüşten sonra bir asfiksinin bütün ârazı görülmelidir. Bu ancak o zaman bir öpüş olur. Bundan başka bütün ahvalde bu bir öpüş taklidi, basillerin et suyundan itibari bir mübadelesinden başka birşey değildir. ~ Sekiz seneden beri, diye içini çekti. Sekiz seneden beri. Sebebi şu, üç ay seviştikten sonra terketmek kabildir. Fakat sekiz sene sonra değil. Bizim bu büyük sempati sistemimiz baştan başa bu hissin tesiri altına girmiştir. İkimizin de vücutlarımız bilkimya birbiriyle imtizaç etmişlerdir. Birbirimizden koparılıp ayrılınca, ondan bazı moleküller bende, benden bir kısım molekül de onun vücudunda yapışıp kalacaktır. Bu kadın bana yep bir dünya kurmuştur. Her ikimiz de ayni şeylere karşı sempati ve antipati, ayni şeylere karşı sevgi ve nefret duyarak yaşıyoruz. İkimiz de ayni tarzda düşünüp ayni tarzda söylüyoruz. Karşılıklı birbirimizin kusurlarını ve zaaflarını tanıyoruz, birimiz diğerimiz için, yaşamak cesaretini bulmak gayesiyle hayat arasından seyretmeğe mecbur olduğumuz birer adeseyiz. ~ Ortadan kaldırılmasına, gizlenmesine imkan olmayan bir tek mazi vardır: bizim olmadan evvel birçoklarının olan bir kadının mazisi. Ve ıstırap, bu maziyi düşünmekten doğan ıstırabın tesiri bir tek antitoksinle giderilebilir: Sonuncu olmak ümidi. ~ Şimdiye kadar hiç kimseyi sevmedim, şimdiye kadar bazen can sıkıntısından, bazen meraktan, ekseriya da fenalıktan kendimi aşka terk ettim. ~ Hayatımız bizden evvel gelenlerin arzusu üzerine yeryüzünde yapmaya mecbur olduğumuz kısa bir yolculuktan ibaret. ~ Her bedbaht erkeğin, trajik hikayesinin başlangıcında mutlaka bir kadın vardır. ~ (Alıntılardaki cüretkar fikirlere katılmadığımı söylemekte yarar var. Fakat ilk kez böylesine fikirlerin böylesine bir açıklıkla yazıldığını gördüm ve bunu da burada muhafaza etmek istedim.)
Mavi Gözlü PrensPitigrilli · İnsel Kitabevi · 19502 okunma
125 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.