7/10
·176 syf.··
2024 4. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2024 21:24
Nedir, “Gerçek Özgürlük”? İnsanlığın başlangıcından itibaren mücadelesi verilen, uğrunda savaşlar yapılıp nice kanlar dökülen, kimi zaman aklın kimi zaman ruhun sınırsızlığı ile ulaşılabileceği düşünülen bir içsel kaygı; ÖZGÜRLÜK… İnsanlığın başlangıcından itibaren süregelen yaşam döngüsü içinde insanoğlu hep bu varoluşsal sancıyı yaşamıştır. Bu kelimeye hikmetli manalar yüklemek için önce her sınıftan insan tarafından tartışılmış, parlamentolar kurulmuş, filozoflar türemiş yine de olması gereken manaya ulaşılamamıştır. Şu bir gerçektir ki, varlığımız doğumla birlikte başlayan başı olan bir şeydir. Bu nedenle zaman ekseninde özgürüz diyemeyiz, bir başlangıcımız var ve geri gidemiyoruz. Eğer özgürlük herhangi bir sınırın, kaydın sizi kesmediği mutlak serbestlik ise sınırlı bir geçmişin ve geleceğin olmaması özgürlüğe vurulan bir prangadır. “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Ankebut, 57) Ayeti insanoğlunun üzerindeki kesin kanundur ve her canlıyı bağlayıcıdır, o halde bizi bağlayan her şey özgürlüğümüzün üzerine atılmış bir kement gibidir. Hem zaman hem de mekân bakımından sınırlı ve kayıtlı bir alanda yaşıyor insanoğlu, bunlar temel olgulardır ve biz bu kadar “alem” içinde parantez içini konuşuyoruz: “ÖZGÜRLÜK” Arapça’da “el- Hur” kelimesi “abd”ın zıddıdır, yani köle olmayandır. “Hürriyet” ise dünyevi kazançlara karşı hırs, tamah ve açgözlülük gibi yerilen kuvvetlerin kendisine malik olamadığı kimse için kullanılır. Yani arzularının esiri olmak… Fight Club filmindeki o unutulmaz replik çağımız insanının durumunu anlatır. SAHİP OLDUKLARIN SANA SAHİP OLUYOR… Bunun zıddı olan ubudiyete yani dünyaya kul olmuş olanlara, Allah Rasulü şöyle işaret etmiştir: “Dinarın kulu olanlar helak olsun, dirhemin kulu olanlar helak olsun.”6 Mutlak anlamdaki özgürlük anlayışı seküler bakış açısında da yoktur çünkü yer, zaman ve mekân sınırlıdır. Uzaya gitmek isteyen birinin belli bir süre içinde geri dönmek zorunda olması, ülkeler arasında dilediğin gibi dilediğin zaman gidememen, kâinatta bir kanun ve kuralın olması mekânın sınırlı olduğunu gösterir. İnsan dahasını isteyince birilerine ya da bir yerlere değer ve başkalarına değince onları rahatsız edersiniz o zaman da mutlak hürriyetin herkese verilmesi gerekir ama bu mümkün değildir. İnsan her canının istediğini yapması topluma da ferde de zarar verecektir. Birinin hoşuna giden şey bir başkasına zarar verebilir o zaman yaşanılan hayat çizgisinde bir sınır çekilmek zorundadır. “Bir insanın hürriyeti başka bir insanın hürriyetinin başladığı yerde biter.” Bu aşılamaz ve o zaman ise insanların hürriyeti otomatik olarak sınırlanmış olur ve kimse ‘bana sınır koyamazsınız ben sınırsızım deyip başkasının sınırına giremez. İslam’a göre kâinatta hakiki anlamda tek özgür varlık Allah Azze ve Celle’dir. Kâinat O’nundur, var olan her şeyi O yaratmıştır, tüm canlıların rızkını sadece O vermektedir. Hükmü her yerde geçmekte ve dilediği gibi tasarruf etmektedir. Doğmamıştır, hiçbir şeye veya varlığa ihtiyacı yoktur ve ölmeyecektir. Her şeyi bilmekte, görmekte, işitmekte olup, mutlak adalet sahibidir. Evreni yaratan ve idare eden kimse, tek ilah da O’dur. İlah olan tekse, özgür olan da tektir ve O Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’dir. Rabbimiz olan Allah sadece kendisine kulluk yapanlara ödül olarak, dünyada her şeye karşı hürriyeti bağışlamaktadır. Kendisinden başkasından korkmamayı, başkasının önünde el pençe durmamayı, eğilmemeyi, özgür ruhlu olmayı, cesareti bir nimet olarak vermektedir. İşte bu gerçek hürriyettir. Allah’a kul olmayanlar ise ceza olarak yüzlerce mahlûka kulluk yapma zilletine dûçar kalırlar. İslam, insanı insanlara kölelikten/kulluktan kurtarmak için gelmiştir. İçinde doğmuş olduğu Mekke’de sayısız putlara kul olmuş insana: “Hayır! Sen şerefli bir varlıksın, Allah’ın en üstün yarattığı canlısın, kullara kulluk sana yakışmaz” çağrısı yapmıştır. İslam, insanın özgürlüğünün başlangıç noktasını LA İLAHE İLLALLAH olarak tayin etmiştir. Bir insan şuurla bu kelimeyi söylediğinde, tüm kölelik zincirlerinden kurtulmuş olmaktadır. Yaratıcı bizi yaratmadan önce içimize yerleştirdiği “İRADE” (sınırlı-sorumlu alan) ile bizlere tercih hakkı sunmaktadır. Dünya bir imtihan salonudur ve insan neye kime kul olacağını kendisi seçmektedir. Fıtrat gereği insan mutlaka bir şeye inanacak, bir dava edinecektir. Kimi insanlığa faydalı bir nesil yetiştirmek, kimi toplumsal ahlak kriterleri koymak, kimisi kariyer, iş vs.. Herkesin mutlaka dünyada sonuna kadar tutunacağı hedefine varmasını sağlayacak bir kulluğu olmalıdır. Allah’a iman edip en üstün yaratıcıya inanmak; işte gerçek özgürlük budur. Çünkü her şeyin yaratıcısı olan bir ve tek Allah’a teslim olmak; her sınırı geçip varlığın kaynağında var olmaktır, işte bu bir insanın ya da yaratılmışın en özgür halidir. İnsana verilen cüzi irade; ölüm ile son bulur. Allah azze ve celle buyurur: “Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.” (Saffat, 26) O gün hayatın hesabı verilir ve iyiler için vaat edilen cennet ve orada onlar istediklerini her şeye ulaşacaklarını, bir şey isterken asla düşünmeyecekleri söz konusudur. Özgürlükte insan bildiklerini isteyebilir lakin gerçek özgürlük bu sınırın dahi kalkmasıdır ve bu ancak cennette mümkündür. Dünya da ise Allah’a kulluktur. İslam tasavvufunda da hürriyet konusu işlenmiş ve şöyle tarif yapılmıştır: “Hürriyet, kulun hiçbir mahlûkatın köleliği altında olmaması ve kâinatta hiçbir şeyin etkisinde kalmamasıdır.” Bir öğrenciye soru sorulur iki seçenek verilir, birini doğru olduğu için birini ise belki de sırf yanlış olduğu için seçer. Netice de özgürlüğü iki seçenek arasındadır, kayıtlı özgürlük söz konusudur. (3.bölüm: baskı) Bunu bir trene benzetebiliriz; trenin nereden kalkacağı ve nereye varacağı bellidir. İçinde onlarca vagon olabilir lakin vagonlar arasında değişim yapıp istediğinize geçmeniz sizin sınırsız mutlak özgürlüğe sahip olduğunuzu göstermez. Çünkü trenin içindesiniz ve onun gittiği yere gidiyorsunuz. Trenin içindeki kısıtlı hareketleriniz mutlak özgürlüğü göstermez. Yaratılış ve varoluş gereği insan da böyledir. Dünyada doğum istasyonunda yoluculuğa başlayan hayat treninin son durağı yaptıklarının hesaba çekilmesi olacaktır , öylesine başıboş yaşayamaz. Dileyen iman eder dileyen küfre girer, bu tercih hakkı insana bırakılmıştır ama sonucu Allah’ın elindedir. Sınava giren bir öğrenciye verilen süre içinde istediği her şeyi kâğıda yazabilir, isterse soruların doğru cevabını isterse sistem hakkında olumsuz düşünceleri, hoca hakkında eleştirilerini de. Ona verilen süre içinde özgürdür, evet ama zamanı süresi bittiğinde elinden kâğıt alındığında artık geriye dönme imkânı yoktur ve tercihlerine göre, yazdıklarına göre muamele görecektir. Varlığımız bir var edicinin eseri olduğu gibi özgürlüğümüz de var ediciye bağlıdır. Yaratıcının bazı sıfatlarının insanda olması, insandaki akıl nimeti, görme, duyma, hissetme gibi mefhumların olması bir yaratıcıyı gerekli kılar. Nasıl ki uçağın olması gökyüzünü gerekli kılarsa, arabanın olması kullanıcıyı gerekli kılarsa insanın bedeni de duyguları da hisleri de var ediciyi gerekli kılar ve insan; bunlar kendiliğinden olamaz, mutlaka bir yaratıcı olmalı diye düşünür. Düşündüğü ve inandığı yaratıcı ise insana sorumluluk duygusunu yüklemektedir. İnsan Allah’ın dünyasında yaşıyor, Allah’ın var ettiği havayı teneffüs ediyor, Allah’ın yerden bitirdiklerini yiyor, Allah’ın kendisine verdiği vücudu kullanıyor ve Allah’a karşı özgür olmak istiyor. Ama esasen insan kendi hayatına karışılmasını istemediği için, nefsine ve şeytana uymak hoşuna gittiği için Allah’ı devreden çıkarınca özgür olacağını zannediyor. Halbuki gerçek özgürlük Allah’a kul olmakla mümkün olabilir. Bir mesele de Allah’a itaat ediyorsa başka şeylere itaat etmemiş olur, bir ilaha iman edince binlerce ilahtan kurtulur ama bir ilaha da iman etmeyince binlercesine kulluk yapar. Ahirete, ölüme, bir yaratıcıya iman edince insan onun dediği gibi yaşamak zorunda kalacak, farzlar, haramları yerine getirmesi gerekecek, fakat bugün insanoğlu hayatını değiştirmek istemediği için, özgür olmak istediği için bunları inkâr ediyor lakin özgür de olamıyor. Nefsinin, şeytanın ya da insanın kulu oluyor. Bugün aklın doğrultusunda, ruhunun kalbinin istediği gibi yaşamak, sınırlarını zorlamak, kendini aşmak her ne kadar özgürlük olarak anılsa da esasında bu insanın nefsine köle olmasıdır. İnsan yaratılış itibariyle, meleklerin kendisine secde ettiği şerefli bir varlıktır ve bu üstünlüğünü Allah’tan başka şeylere kul olarak harcamamalıdır. Allah’a inanmamak, hayatı rastlantısal olarak görmek aslında bir kaçıştır, sahipsiz olmakla insan özgür olacağını zanneder. Bu tıpkı ebeveynsiz kalmış bakıma muhtaç bir çocuğun ben artık özgürüm demesi gibidir. Yaratılışımızda acizlik var, Muhtaç olduğumuz yaratıcımıza sığınıp O’na teslim olursak o zaman özgür olabiliriz. Kıymetli Alparslan Kuytul Hocam: “Mutluyum, çünkü tevhid hürriyettir ve o da bendedir. Kullara ve nefse kulluk ise esarettir ve bu düşmanlarımdadır. O halde ben hürüm ve beni zindana gönderen nefisperestler ise esirdir. Mutluyum çünkü ben özgürüm. Yüksek duvarların, ağır demir kapıların, demir parmaklıkların jiletli tellerin arkasında. Ben özgürüm, kelepçelerle... Ben özgürüm, askerlerin, gardiyanların arasında bir tutsak olsam da... Çünkü fikrim hür, imanım hür. Ruhum hür, vicdanım hür. Bütün hücrelerim hür ve vicdanım rahat… Mutluyum çünkü her şeye rağmen “Tevhid, Adalet, Hürriyet, Medeniyet” demeye devam ettiğim için. İşte bütün bunlar için mutluyum. Ben mutlu olmayacağım da kim mutlu olacak... Bu kadar mutlu olana zindan ne yapsın?” İşte gerçek hürriyet budur… Gerçek özgürlük kavramını anlamak için okunması gereken iki önemli yazı bırakıyorum buraya: furkannesli.net/yazilar/ozgurlu... furkannesli.net/yazilar/hakiki-... Kitap hakkında düşüncelerimi ifade etmeden önce “Özgürlük” gerçekte nedir bunu anlatmak istedim. Kitap bir kurgu olmakla birlikte harika bir anlatımı var. Akıcı, sürükleyici, içindeki kendine özgü içeriği ve elbette ki konunun güzelliği. Farklı diyarlarda gezmek isteyenler, fikirler arası sörf yapmak isteyenler için güzel ve okunası, düşünülesi ve üzerinde konuşulası bir kitap. Özellikle yapay zekanın, sanal gerçekliğin konuşulduğu şu günlerde kitabın sonu çok güzel bir ders niteliğinde bir sözü hatırlattı; "Doğru Allah inancı, hakiki tevhid şuuru olmadan kullanılan her şey ziyan olur. Teknoloji de böyledir. Kimilerinin elinde insanlığa ışık olurken, diktatörlerin ve inançsız insanların eline geçince de felâket olur." Veri aktarımı, kişisel bilgilerin kullanımı bir kenara, elindeki teknoloji ve kutsala dayanmayan aklı ile ilahlık taslar, yeryüzünün hâkimi olmak ister. Bugün Ortadoğu da olanlar gibi.. İsrail belası gibi.. Kitapta gündemde olan veya genç dimağları yakından ilgilendiren konuların kurgu halinde işlenmesi çok güzel. Okunmasını tavsiye ederim lakin hakikati bilerek, doğru ve gerçek bir fikre sahip olarak…. İyi okumalar. Emeklerinize ve aklınıza sağlık Hatice Hanım.
Düşünce
Özgürlüğün RotasıHatice Melisa Acar · Destek Yayınları · 2024221 okunma
·
227 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.