Defterimden: Farklı bir şeylere dair olan arayışımın ardından sahaftan "Bir Metafor Olarak Hastalık" ile birlikte aldığım o kitap. Arka kapağındaki özete yazılmış anlatı dikkatimi çekmişti. İntihar etmiş bir annenin oğlu, annesi hakkında neler düşünür, hisseder sorusuna verilebilecek cevaplardan biri belki bu kitap. Edebiyatta romantizmden bir parça gibi yansıtılmış olan intiharın, asli ve gerçek haline şahit olan birinin bize sunduğu güvenilirlikle yaptığım bir okuma oldu. "İntihar" sözcüğünün çağrıştırdığı duygu yoğunluğundan arındırılarak realistik bir şekilde ele alındığını hissettim. En yakınlarınıza en uzak hissederken, bilgisizliğin verdiği üzüntü doğal olmayan bir ölüm ne kötülemeye ne de güzellemeye başvurulabiliyor, sadece anımsamaya ve öğrenmeye çalışıyor insan. Bu yüzden yazar afilli sözcüklerin yoluna sapmadan bize kendi gerçekliğini çarpıtılmamış bir yalınlıkla sunmanın yolunu buluyor. Savaş döneminde taşrada doğup büyüyen ve "şehirli" olabilmek adına "kadınlığı" sebebiyle daha fazla çabalamak zorunda kaldıktan sonra her şeyi ve hatta kendini bile kaybetmenin acı öyküsü, pek çok hayatta kurgusallığından sıyrılır zaten. Bundandır ki kişi kitaplara baktığı zaman hikayeleşmiş gerçekliği, dolayısıyla kendini görür. Kendine yabancılaşmanın kapanına düşündüğünde, kitaplardan çıkan cümleler ile kendini yeniden tanıma ve bulma savaşı verilir. Çünkü yaşam yitildiği vakit herkes aynı hikayeyi paylaşmış "herhangi biri" olarak dünyanın sahnesinden çıkar, hikayesi başka birinde yeniden canlanır.