Knut Hamsun'un 1890'da yayımlanan “Açlık” romanı, günümüzde hala en çok okunan kitaplardan biridir. İnsanın tutkusunun peşinde koşarken onurunu yitirmemek için nasıl direndiğini anlatıyor.
Romanın en belirgin ana teması adından da anlaşılacağı üzere; açlık. Roman fiziksel açlığın insan psikolojisi üzerindeki yıkıcı etkilerini çok iyi anlatıyor. İsimsiz bir yazar olan kahramanımız, yazdığı makalelerle kazandığı birkaç kron ile geçinmeye çalışıyor. İşler her zaman umduğu gibi gitmiyor; yazarımız roman boyunca bizzat kendi ağzından açlık ve yoksullukla mücadele ederken, fiziksel ihtiyaçlarının zihinsel durumunu nasıl etkilediğini yansıtıyor.Açlık, sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkıyor, yazarın ruhsal dünyasını da ele geçiriyor.
Açlık romanı yazarın hayatından da izler taşımaktadır. Asıl etkileyici olan nokta da budur aslında. Kitabı okurken yazarın bu cümleleri yazabilmesi için ne kadar aç kaldığını,neler yaşadığını düşünmeden duramıyorsunuz.
Yazmaya çocukluğundan beri meraklı yazar on sekiz yaşında ilk kitabı olan Esrarengiz Adam ile yazın dünyasına adım atar. Bir dönem işsizlikle mücadele eder ve ardından edebiyat konferansları vermeye başlar. Bir ailenin yardımıyla İngilizce öğrenmeye başlayarak Amerika’ya gider. Fakat burada yirmi beş yaşında iken kendisine verem teşhisi konularak sadece birkaç aylık ömrü kaldığı söylenir. Bunu öğrenen Hamsun bir süre hasta yatar ve sonrasında Norveç’te gömülme isteğiyle büyüdüğü yere doğru yola çıkar. Bu yolculuk ve deniz havası ona mucizevi şekilde iyi gelir ve yazar kendiliğinden iyileşir.Ülkesinde bir gazetede çalışmaya başlar.İşten ayrılıp biriktirdiği kazancıyla bir süre geçinmeye çalışır ama yapamaz ve yardım alarak tekrar Amerika’ya geri döner. Burada çeşitli işlerde çalışır ama yine yapamayacağını anlar ve son