Çıplak Dağların soğuk mevsimin karın romanı
8/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2024 26. kitabı
Yazımını, üslubunu, akıcılığını, yalınlığını ve sadeliğini çok beğendiğim; bir yudumluk su gibi bir kitap. Hakkari’de Bir Mevsim, Hakkâri’nin 1960’lı yıllardaki şartlarını ve orada yaşanan yalnızlık ile yabancılaşma temalarını çok güzel bir şekilde işlemiş. Yazarın, biyografik deneyimlerinden yola çıkarak etkileyici bir roman kaleme aldığı açıkça görülüyor. Hakkâri’nin bir köyüne ulaşımın 8 saat sürdüğü bir tecrübeyi, iliklerinize kadar hissedeceğiniz şekilde size aktarmayı başarıyor. Yazarın üslubu biraz şiirsel; yazarken son derece mütevazı bir şekilde okuyucuyla sohbet eder gibi konuşuyor. Arada çok ilginç bir şey yaparak, ben anlatıcıyla aktardığı romana üçüncü şahıs anlatıcısı olarak dahil olup anlatmaya başlıyor. Bu oldukça sıra dışı bir özellik ve romanı farklı kılan unsurlardan biri. Yazarın, bunu neden yaptığını şu şekilde açıklar: "Arada bir insanın kendini bir başkasının yerine koyması gerek. Ve belli bir sürenin geçmesi. Olayları değerlendirebilmek için. Nesnel olabilmek için. Tabii eğer nesnellik varsa. Ben de öyle yaptım. Bir süre sonra yeniden yazdım Halit'in ve Seyit'in ziyaretlerini. Ve yazarların genellikle yaptığı gibi kendimden bir üçüncü kişiymiş gibi söz ederek. (Yazar olmadığım için, ne yazık ki başımdan geçenlerin tümünü baştan sona bu yöntemle yazamıyorum.) Ve siz, büyük yazarlar, bağışlayın beni, ekmeğinizde gözüm yok, ne de ününüzde. Gerçekte beni aranıza almanızı bile istemiyorum. Benim geldiğim yer başka. Varmak istediğim yer başka. Aranıza almayın beni. Ama hor da görmeyin, elinizden geliyorsa." Ayrıca, şu cümleleriyle yazarın daha önce denizcilik yaptığına dair bir ima da bulunuyor: "Denizcilikte adettir, aynı flamayı taşıyan iki tekne, çok uzaktan geçerlerken bile selamlarlar birbirlerini." Yazar, ruha dokunan bir akıcılıkla insanın en derin duygu katmanlarına inmeyi başarıyor. Hem yalnızlık, hem çaresizlik, hem yoksunluk, hem yoksulluk, hem de dağların, karın, güneşin, doğanın ve uzaklığın hasretine; yalnızlığın, yabancılaşmanın derinliğine dokunarak okuru adeta bir duygu seline sürüklüyor. Bu kitabı çok beğendim. Hatta birkaç kez daha okumayı düşünüyorum, o duyguları yeniden yaşamak için. Özellikle Süryani kitapçının akıbetine çok üzüldüm. Kitaplarının yakılması, kendisinin kayboluşu ve hocanın borcunu ödeyemeyişi beni derinden etkiledi. Okurken en çok köy öğretmeninin kaldığı lojmanın soğukluğuna, gecenin bir yarısı gaz lambasının gazının bitişine, karın durmadan yağışına küfrettim. Halit’in geri dönmesine, sonra bir kez daha geri dönmesine, öğretmenin görevinin bitmesine ve bitmemesini isterken ansızın sona ermesine küfrettim. Halit’in vedasına, nehirde bulunan gemiye, zamana, tükenişe, bir varoluşa, valinin umarsızlığına, berberin kayıtsızlığına ve nedensiz yere ölen iki acemin ölümüne küfrettim. Kısacası, bu kitaba her şeye küfrederken bir yandan da hayran kaldım.
Duygu ve Düşünce
Hakkari'de Bir MevsimFerit Edgü · Sel Yayınları · 201713,9bin okunma
·
37 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.