Bir kimya meselesi/ Bonnie Garmus/416 sayfa/Roman
Roman çok akıcı. Kendini okutturuyor.
Baş kahraman Elizabeth.
O’nun hayatını, yaşadıklarını, sıkıntılarını, zor bir iş olan anne olmayı, aksiyonunu, hiçbir zaman pes etmemesini ve mücadele azmini anlatıyor.
Kitapta:
1960’lı yıllarda nikahsız birliktelik, erkek arkadaşının ölümü sonrası kızıyla yalnız kalmak, hem tecavüze uğrayıp hem de çalıştığı enstitüden atılıp işsiz kalmak, dine ve Tanrıya inanmadığını TV ekranlarından söyleyebilmek ve doğru olduğuna inandığı şeyleri hiç ama hiç çekinmeden söylemek bir kadın için hiç de kolay olmadığını,
Elizabeth’in Hastings Araştırma Enstitüsünden atıldıktan sonra bir bilim insanı olmasına rağmen hayata tutunabilmek ve faturalarını ödeyebilmek için KCTV’de yemek programları yaptığını ve sonunda Hastings Araştırma Enstitüsünün Kimya bölüm başkanı olarak çok istediği işine geri döndüğünü,
KCTV Genel Müdürünün;
“Kural bir: Eğlendir. Kural iki: Eğlendir.
Kural üç: Eğlendir." sözleriyle bu sektörün hedefinin toplumu bilgilendirmek değil reyting ve para olduğunu,
Elizabeth’in; “Ten rengine dayalı ayrımcılık hem bilimsel açıdan saçma hem de müthiş bir cehalet belirtisi.” nefis cümlesini,
Erkeklerin hepsi Elizabeth'i kontrol etmek, ona dokunmak, ona hükmetmek, onu susturmak, onu düzeltmek ya da ona ne yapması gerektiğini söylemek istemişlerdi. Elizabeth neden onu kendileri gibi bir insan olarak, bir meslektaş, bir arkadaş olarak, kendilerinin dengi olarak, hatta sokaktaki bir yabancı, arka bahçesine ceset gömdüğünü öğrenmedikleri sürece ister istemez saygı duyacakları biri olarak göremediklerini hiç anlamadığını,
Elizabeth’in talihsiz bir şekilde bir defa tecavüze uğrarken, bir defa da tecavüzden son anda kurtulduğunu,
Erkek arkadaşı ve saygın bilim adamı Calvin’in küçükken kaldığı yetiştirme yurdunda yıllarca istismara uğradığını,
"Mad," dedi Elizabeth kızına, "Gayrimeşru demek evlilik dışı doğmuş bir çocuksun demek. Babanla evli değildik demek."
"Ne demek olduğunu biliyorum," dedi Madeline. "Sadece neden bu kadar önemli olduğunu bilmiyorum."
"Yalnızca çok aptal kişiler için önemli," diye araya girdi Peder Wakely anekdotunu,
Elizabeth; "Edna Flattistein bana doğrudan bir soru sordu, ben de cevap verdim. Tanrı'ya duyduğu inancı açıkça ifade edebileceğini hissettiği için memnunum, bunu yapma hakkını hoşnutlukla karşılıyorum. Ama aynı nezaket bana da gösterilmeli. Tanrı'ya inanmayan bir sürü insan var. Kimileri astrolojiye ya da tarot kartlarına inanıyor cümlesini görüyoruz.
Ayrıca;
İlimle din bir arada olamaz vurgulanıyor:
Papaz Wakely; “Sevgili Bay Evans, şunu sormak istiyordum: Sizce hem Tanrı'ya hem de bilime inanmak mümkün değil midir?"
''Mümkündür," diye yazmıştı Calvin cevap olarak. "Adına da entelektüel ikiyüzlülük denir."
..
Wakely papazdı, bilime ihtiyacı yoktu.
Onun ihtiyacı, cemaatine iyi insan olmalarını,
birbirlerine kabalık etmeyi bırakmalarını, terbiyelerini takınmalarını anlatmanın daha özgün yöntemlerini bulmaktı.
Sonunda içindeki şüphelere rağmen muhterem unvanlı bir din adamı olmayı başarmıştı.
..
“Tanrı’ya inanmamakta bir sorun yok," dedi Wakely. "Buranın özgür bir ülke olduğunu söylerken kastettiğimiz şeylerden biri de bu. İnsanlar inançları başkalarına zarar vermediği sürece neye isterlerse ona inanırlar. Hem ben bilimin de bir tür din olduğunu düşünüyorum."
..
Wakely, Harvard İlahiyat Okulu'nda okurken kredisiz olarak kimya dersi almıştı.
Amacı düşman tarafın yaratılışı nasıl
açıkladığını öğrenmek, bu sayede iddialarını çürütebilmekti.
Fakat bir yıl kimya dersi aldıktan sonra kendini derin sularda bulmuştu.
Atomlar, madde, elementler ve moleküller konusunda edindiği yeni anlayış sağ olsun, artık Tanrı'nın herhangi bir şeyi yarattığına inanmakta güçlük çekiyordu. Ne cenneti, ne dünyayı. Hatta pizzayı bile.
Din adamının, inanmadığı Tanrı’yı anlatması anlatılıyor:
Madeline Peder’in kutsal kitabın sayfaları arasına sıkıştırdığı dergiyi göstererek.
"Bakabilir miyim?"
"Annenin onaylayacağını sanmam."
"Çıplak resimler var diye mi?"
''Hayır!" dedi Peder. "Hayır, hayır, öyle bir şey değil. Bazen gülmeye ihtiyacım oluyor sadece. Yaptığım işte pek mizah yok."
"Neden?"
Peder tereddüt etti. "Çünkü Tanrı pek komik değil galiba.“
..
Papaz olmanın kötü yanı,
her gün birçok kez yalan söylemek zorunda olmasıydı.
Çünkü insanlara durumların kötü olduğu ve hep daha kötüye gideceği yönündeki apaçık gerçeği değil, her şeyin yolunda olduğunu ya da yoluna gireceğini duymaya ihtiyacı vardı.
..
Peder, Madrline’ye; Tanrı’ya inanmadığını söylemişti.
..
Elizabeth, babası için “Tanrı'nın satış elemanı gibi." deyip kazanç için dini kullandığını dile getiriyor.
"Tanrı doğuran Meryem aşkına” cümlesiyle Hz. İsa’nın Tanrı olduğu veriliyor.
Elizabeth’in Tanrı’ya inanmaması sanki iyi bir şeymiş gibi anlatılıyor:
Kızının doğumu için “Tanrı sana bir armağan vermiş," diyen papaza, “Tanrı değil, Calvin verdi."der Elizabeth.
..
Kızı Med öğretmeninden bahsederken “Hem bize ilk defa yanlış bilgi vermiyor. Geçen hafta dünyayı Tanrı’nın yarattığını söyledi"
..
Roth; Toplumun çok yetersiz olduğu konusunda size katılıyorum ama ben dinin bizi uysallaştırdığını, bize dünya üzerindeki yerimizi öğrettiğini düşünüyorum."
"Gerçekten mi?" dedi Elizabeth şaşırarak. "Ben bizi zahmetten kurtardığını düşünüyorum. Bence din bize hiçbir şeyin aslında bizim suçumuz olmadığını, iplerin başka bir şeyin ya da birinin elinde olduğunu, bu sebeple gidişattan sorumlu olmadığımızı ve bir şeyleri iyileştirmek için dua etmemiz gerektiğini öğretiyor. Oysa dünyadaki kötülükte epey payımız var. Bu durumu düzeltecek gücümüz de var."
Evet
Bir tarafta, mücadelesine imrendiğiniz
Ayakta alkışladığınız bir Elizabeth var
Diğer tarafta,
Ateist olan, bilimden başka hiçbir güç tanımayan ama sık sık ölümü düşündüğünü söyleyen bir Elizabeth var.
Din adamları, inanmadıkları Tanrı’yı kazanç için Kiliselerde anlatmakta ve özel alanda Tanrının bir Pizzayı bile yapamayacağını dile getirmekteler.
Siz hem Tanrı’ya hem de bilime inanırsanız
Entellektüel iki yüzlü olurmuşsunuz.
Bu şartlar altında
Çocuklarınız ve Tanrı konusunda yeterli bilgisi olmayan kişiler bu kitabı nasıl okuyacak?
Burda dini eleştiriler hristiyanlık için geçerli İslam için değil diyeniniz çıkabilir, okuyucu bunu ayırabilir mi?
Elizabeth’in aksiyonu, sevecenliği
Endişe ettiklerinizden okuyucuları kurtarabilecek mi?
Not: Yazar eserinde Köpek (6,5) ve Elizabeth’in bebeği (yaratık) de konuşturuyor ve bu ayrı bir renk katıyor.