Korku filmleri izlemeyi çoğumuz severiz. İzlerden verdikleri gerilim ve korkuyla vücudumuzda salgılanan adrenalin, bize bu türü izlerken keyif almamızı sağlar. Lakin aynı adrenalin, korku ve gerilimi bir kitaptan da aynı şekilde alabilir miyiz? Elbette ki tamamıyla değil. Fakar Canavar Çizen Çocuk , bunu neredeyse bütünüyle bende başarmış bir eser.
Bir düşünün. Hiçbir şekilde jumscare (Aniden ekrana zıplayarak yapılan korku çeşidi) bulundurmadan, aşırı şekilde insanı geren müzikler olmadan okuyucuyu kendine bağlayabilen ve gerebilen bir kitap olduğu için ilk başta bu kitabın yazarı Keith Donohue 'yi kutluyorum. Ben kitap okurken okuğum şeyi anında kafamda canlandırır ve o anda aklımdan o kitabın betimlemesine göre bir senaryo yazarım. Fakat bazı kitaplar bu tarz betimlemelerde ya eksik kalır, ya da abartırlar. Böyle bir durum asla bu kitabı okurken olmadı. Hatta betimleme konusunda abartıya kaçılmamış olmasına baya da bir şaşırdım doğrusu.
Canavar Çizen Çocuk , Jack Peter adında psikolojik sorunları olan ve asla evinden ayrılmayan bir çocuğun hikayesiyle başlıyor. Psikolojik durumlarından dolayı kimseyle konuşmayan Jack'in tek arkadaşı, Jack'in anne ve babasının arkadaşlarının çocuğu olan Nick. Jack Peter sadece Nick ile vakit geçiriyor ve sadece onunla konuşuyor, hayatını onunla geçiriyor bile diyebiliriz. Hatta üç yıl öncesine kadar Nick ve Jack, denizde boğulmaktan son anda kurtulmuşlar -ki bu bilgi ileride işimize yarayacak-. Bu ikili o kadar yakın ki, Jack anne babasıyla paylaşmadığı sırlarını Nick'e anlatmış ve Nick, bu sırları saklı tutmakta gayet başarılı. Peki ne mi bu sır? Bu sır, Jack'in ellerinde saklı. Hayır, gerçekten. Jack'in herhangi bir kalem ve kağıt kullanarak çizdiği her şey gerçek oluyor. Hemde hepsi sırasıyla.
Bir gün Nick ve Jack otururken, Jack canavarlar çizmeye karar veriyor ve Nick ile canavarlar hayal ederek bunları kağıtlara döküyor. Ama onlarca kağıda. Çizdiği canavarı hayatın her halinde resmediyor kağıtlara. Bu sırada da Jack Peter'in ailesi, onu evden uzak bir yatılı okula gönderme düşünceside. Jack'in ancak bu şekilde düzeleceğini düşünüyorlar hatta bundan eminler. Bu planlarından haberdar olan Jack de bu durumu düzeltmek için her şeyi feda etmeye hazır. Noel zamanı yaklaşır ve Nick'in ailesi bir iş tatili için Nick'i bir süreliğine Jack Peter'ın evine bırakırlar. Zaten ne oluyorsa bu zamandan sonra oluyor.
Jack ve Nick Jack'in odasında otururlarken bir resim çizmeye karar veriyorlar ve hayal ettikleri kişiyi Jack kağıda döküyor. Ve tahmin edin ne oluyor? Adam gerçek hayatta var olmaya başlıyor ve Jack'in babası da bu adamın nereden geldiğini anlamak için soğuk havada dışarı çıkıyor. Lakin o gün gece saatlerine kadar eve dönmüyor. Jack'in annesi eve geri geldiğinde babanın daha evde olmadığını görüyor ve endişelenmeye başlıyor. Babası eve geldiğinde ise boynunda kocaman bir tırnaklamayla oluşmuş yırtık var ve perişan halde. Jack babasını bu hale getirenin ne olduğunu az çok biliyor. Çünkü o canavarı çok daha öncesinden çizmişti, Nick ile.
Bu tatil döneminde Jack'in annesi bir rahibe ve rahiple derinlemesine konuşmaya ve iletişim halinde olmaya başlıyor. Çocuğunu bir psikolojik rahatsızlık yüzünden kaybetmek ve ondan uzakta olma fikri hoşuna gitmiyor. Oğlu için bir çözüm aramaya çalışırken, etrafındaki bu değişiklikleri fark etmeye başlıyor ve aklında soru işaretleri oluşuyor. Bunu gidip eşine anlattığındaysa eşi ona inanmıyor. Jack'in babası Tim, annesine nazaran daha az inanca sahip ve her şeye daha rasyonel yaklaşıyor. Karısının dediklerine inanmayan Tim, kitabın sonlarında karısının sözünü sorgulamadan dinleyecek ve uygulayacak merak etmeyin :)
Jack'in Nick'le birlikte çizdikleri canavar, artık Jack Peter'ın evinde daha da yaklaşmıştı. Gün geçtikçe sinirlenen ve ruhsal açlığı bulunan yaratık, birisini arıyordu. Jack Peter'ların evinde yaşayan birini. Artık gün gelmişti, canavar onlara çok yakındı. Aynı gün kar fırtınası vardı. Jack'in annesi Holly kilisedeydi ve babası Tim annesini almak için kiliseye doğru arabayı sürüyordu. Bu, Jack Peter ve Nick'in o fırtınalı günde evde tek başlarına kaldıkları anlamına geliyordu. Ve işte o an geldi. Jack'in çizdiği canavar o ve Nick'i bulmuştu.
Filmde olsa ekstra yarım saate kadar ekleyebilecek kaçma sahnelerinin arasında dikkatimi çeken ve hoşuma giden bir yer var. Orası da, Nick canavardan kaçmak için hazırlandığı sırada Jack her ne kadar istemese de onu da sıkıca giydirip dışarı çıkarmasıydı. Dışarı çıktıkları anda Jack, sanki cenneti bulmuş ya da hayatında mükemmeliyeti bulmuşcasına dışarıyı izliyordu ve kendi kendine dışarıya çıktığını tekrar ediyordu. Sanki büyülenmişti bu başarısından dolayı. Nick'in ise amacı, Tim'in herhangi bir problem çıkması durumunda karşı komşularına gidip orada durabileceklerini söylemesinden ötürü karşıya ulaşmaktı. Lakin canavarın yollarını kesmesinden dolayı bu planları da suya düşecek ve kendilerini başladıkları yerde bulacaklardı: Deniz kenarında. Üç yıl önce Nick ve Jack'in neredeyse boğulduğu o deniz kenarında.
Bu sırada annesi Jack ile yaşadıkları anıları gözlerinden geçirmiş ve eninde sonunda Jack'in çizdiklerinin gerçek olduğunu anlamıştı. Bu şu anlama geliyordu, Tim'e saldıran canavar ve oğluna dadanan canavarlar aynı yaratıktı ve onu yaratan kişi Jack'ti. Şimdi ise bu kar fırtınasından kurtulmak ve oğlunu kurtarmak için çok az bir zamanı kalmıştı. Hemen kocasıyla birlikte evlerine gittiler ve Jack'in çizdiği bütün resimleri yakmaya başladılar. Fakat annesi kağıtları yok ederken bir resimle karşı karşıya geldi. Bu resimde Jack ve Nick deniz kenarındalardı. Ve Jack, Nick'i boğuyordu. Bu resmi de yok ettikten sonra eşiyle bir an önce deniz kenarına ulaştılar. Tam o sırada Jack ve Nick neredeyse boğuluyordu ve ikisini de son anda kurtardılar lakin yoğun bakıma alınmalarına engel olamadılar.
Jack uyanmıştı ve hastanedeydi. Tam bu kısımları okuduğumda hikaye burada mutlu bir sonla bitecek sanmıştım. Ama Nick hala uyanmamıştı. Sandım ki Jack ve ailesi evlerine döndükten sonra Nick uyanacak ve Jack'e sürpriz yaparak kitap bitecek. Fakat evlerine gittiklerinde Jack ile annesi resimlerden konuşmaya başladılar. Annesi, Jack'in odasında Nick ile ilgili tam 1000 tane resim buldu. Hepsi, Nick'in farklı farklı hallerini içeriyordu. Farklı mevsimlerde Nick, boyu uzamış Nick, dişleri gelişmiş Nick... İşte tam bu noktada anlıyoruz ki, Nick aslında Jack'in çizimleriyle yaşamdaydı. Peki hiçbir yetişkin bunu nasıl fark etmezdi? Peki Jack, Nick'in bebekliğini neden çizmemişti? Ayrıca neden tam 1000 adet? Bütün cevaplar Jack'te saklıydı.
Başta bahsettiğim olayı hatırlıyor musunuz? Üç yıl önce yaşanan boğulma olayını. Nick, aslında o gün gerçekten boğulur fakat Jack onu yaşatmaya karar verir. Ve her gün, her zaman ve her farklı olay için Nick'in farklı versiyonlarını çizerek onu hayatta tutar. Her geçen gün için bir resim... Üzerinden 1000 gün geçen olay için 1000 farklı resim... Aslında Nick'in uyanmamasının sebebi canavardan kaçtıkları gün değil, Jack'in onun uyandığı resmini çizmediği içindir.
Bütün bunları öğrenen Holly'nin ağzından çıkan ilk sözcükler şunlar olur: "Duramazsın. Çiz. Yine onu çiz." Ve Jack, eline kağıdını ve kalemini alarak ilk çizgisini atar...
Kitap gerçekten hiç beklemediğim bir şekilde bitti ve bu durumdan çok memnunum. Kitabın puanlamasına geçmeden önce bahsetmeliyim ki, kitap gerçekten tam bir Amerikan korku filmi. Tek farkı bu son kısımda bahsettiğim U-dönüşüyle değişen sonu. Aslında eserin bütününe baktığımızda her detay ince elenip sık dokunmuş. Baştan sona kitabı okuduğumuzda her detayın belirtilmesinin bir sebebi olduğunu anlıyoruz ve eminim ki sizler de kitabı okuduğunuzda bana hak verecek ve yazara bir müddet de olsa hayranlık duyacaksınız.
Ömrümde okuduğum ilk gerilim/korku romanı olan Canavar Çizen Çocuk 'a verdiğim puan 7/10.
Ben incelemelerimde kitabın bütününü ele alarak inceliyorum. Kitabın ayrıntıları benim için önemli. Beğenmediyseniz başka okurların incelemelerine göz atabilirdiniz baştan sona benim incelememi okumak yerine ^^