Gönderi

çocuksu saflığa sığınmak..
8/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2024 49. kitabı
Bu incelemeyi yazma nedenim, Dazai’yi kendi bakış açımdan nasıl okuduğumu ve bende bıraktığı duyguları paylaşma isteğimdir. Çünkü inanıyorum ki bir metin, okurda bu kadar yoğun duygular uyandırıyorsa, bu hislerin ardı boş değildir. Kitaptaki her sayfa üzerine sayısız şey söyleyebilirim. Bu yüzden metni doğrudan anlatmak yerine, sayfaları karıştırarak sıralı gitmek daha anlamlı olacak. Düşüncelerimi doğrudan dökersem, zihinsel bir dağınıklık yaratmak istemiyorum. Bu kitabın basımını ilk alanlardan biri olmak, beni ayrıca mutlu ve heyecanlı kıldı. Çünkü Dazai üzerine kişisel bir hedefim vardı ve bu hedefin bir parçası olarak yeni bir eserini okumak benim için büyük bir adımdı. Kitabı elime ilk aldığımda arka kapak yazısı heyecanımı ikiye katladı. Dazai, yine yapacağını yapmıştı… Kitabın son cümlesine dek Dazai'nin bu kez başka bir karakteri merkeze koyduğunu, onunla konuştuğunu düşünüyordum. Fakat son sayfa her şeyi yerinden oynattı. Bu detayı başta vermek istedim çünkü birazdan paylaşacaklarım bu bilgiyle daha da anlam kazanacak. İlk Bölüm: Kendine Dair Sert Bir Başlangıç Daha ilk sayfada Dazai kendini acımasızca eleştiriyor: “Çok beceriksizim. Bende yazar olacak vasıf yok. Cahil biriyim. Derin düşüncelerim yok, parlak bir sezgim de yok.” Ah Dazai… Sen bile fark edemedin ne kadar güçlü bir kalemin olduğunu. Bu başlangıç beni şaşırtmadı çünkü onun klasik “ben yetersizim” çıkışlarından biriydi. Oysa ki bu kitapta bile öylesine incelikli betimlemeler yapıyor ki, kendiyle ilgili bu kanaati neredeyse trajik kılıyor. Bir yazar karakteri üzerinden kendini anlatırken, yazılarını beğenmeyen, editörlerini hayal kırıklığına uğratacağını düşünen biri karşımıza çıkıyor. Ama Tamagawa Nehri kıyısından geçerken yaptığı doğa tasvirleri öylesine etkileyiciydi ki, bu cümleyi kuran kişinin kendisiyle çeliştiğini hissediyorsunuz. Bir Kurtarma Sahnesi ve Derin Simgeler Daha sonra nehir kıyısında boğulan bir çocuk görüyor ve tereddütsüz suya atlıyor. O sahnede kurduğu cümle: “Ne yapacağımı bilmeden koşmaya başladım. Bu büyük bir olaydı. Kesinlikle boğulacaktı. Yüzme bilmesem de sadece izlemekle yetinemezdim. Ölümden nefret etmiyorum ama bir şekilde yardım etmem gerek. En azından suya atlayıp onunla ölmeliyim...” Aslında tüm kitabın duygusal şifresini bu parçada vermişti Dazai. Yüzme bilmeden birini kurtarmaya çalışmak… Belki de kurtarmak istediği yalnızca çocuk değildi. Belki de boğulan başka şeyler vardı orada… Kendine dair, iç dünyasına dair… Bu cümleler ilk başta anlamsız gibi görünse de, kitaba dönüp yeniden baktığınızda anlamları yavaş yavaş beliriyor. İki Yalnız Ruhun Diyaloğu Bu çocuğun hikâyeye dahil oluşuyla başlayan diyaloglar oldukça sıcak ve samimiydi. Cümlelerim belki biraz dağınık, ama okuyanlar eminim ne demek istediğimi hissedecektir. Çünkü bu bağ, yazarla okur arasında kurulan görünmez bir kalp bağı gibi. Edebiyatın en güzel yanı da bu değil mi? İkinci Bölüm: Susmanın ve Konuşmanın Çelişkisi İkinci bölümde yer alan diyaloglarda Dazai “Söylemek istediğim çok şey var ama söyleyemiyorum” derken, öğrenci karakteri “Ben de susmak istesem bile susamıyorum, çünkü gerçekten hissetmediğim şeyleri söylemek zorundayım yoksa hayatta kalamam” diyor. Bu noktada Dazai duraklıyor gibi hissediyorum. Çünkü bu söz, onun da içinde yankılanıyor. Dazai ve bu öğrenci karakteri aslında birbirinin yansıması gibi: ikisi de yalnız, utangaç, içe kapanık. Biri susuyor, diğeri konuşuyor ama asıl hissettiklerini değil… Villon, Alıntılar ve Dazai’nin İçsel Diyalogları Dördüncü ve altıncı bölüm başındaki alıntılar Dazai’nin kendine yaptığı uyarılar gibi geliyor bana. Ayrıca kitapta Villon’dan alıntılar görmek ve bu tür küçük detayların yer alması, kitabı daha rafine ve edebi bir hale getirmiş. Bu gibi incelikler Dazai’yi yalnızca bir hikâye anlatıcısı değil, aynı zamanda derinlikli bir düşünür kılıyor. Beşinci Bölüm: Büyüklere Dair Bir Serzeniş Beşinci bölümdeki yetişkinlere yönelik eleştiriler Dazai’nin aile geçmişi ve kişisel travmaları düşünüldüğünde oldukça yerli yerinde. Ama sonunda umudu yitirmediğini de söylüyor. Bu ne büyük bir çelişki… Umut diye haykıran birinin hayatına kendi elleriyle son vermesi… Belki de onun için ölüm, bir umutsuzluk değil; yeni bir umuttu. Tıpkı batmakta olan bir güneşin ardından gelen serinlik gibi. Son Sayfalar ve İçsel Çocuk Kitabın sonunda o çocuk figürünün, Dazai’nin içindeki küçük çocuk olduğunu hissettim. Bu düşüncemi defalarca kez son sayfaları okuyarak test ettim. Belki birkaç cümle hâlâ tam netleşmedi zihnimde ama genel hissim bu yönde. Tarla kuşu detayı da bunu destekler nitelikte… Tarla kuşu sesleri... Başka bir eserinde yer alan karakterle bağlantılı. Bu kitabın öncesinde yazılmış ama o sesin, sonradan bir karaktere dönüşmesi... Dazai’nin metinleri arasında kurduğu bu bağlar beni çok etkiliyor. Aynı şekilde “Soytarı Çiçekleri”nden yankılar da bu eserde mevcut. Orada “kendimi kurtarmak istedim” diyordu. Burada ise “o çocuğu korumak istiyorum.” Yani yine kendisini, ama bu sefer içindeki çocuğu… Aslında Dazai söyleyemediği tüm sözleri, bu küçük çocuk aracılığıyla haykırıyor. Yaşamak istiyor… Güzel bir yazar olmak istiyor… Utanmak istemiyor… Ama bir şeylere yeniliyor. Hissetmediği şeyleri söyleyerek hayatta kalmaya çalışıyor. Ve hâlâ içinde bir umut taşıyor. Dazai… Sana açıkça şunu söylemek isterim: Sen gizemlerle dolu iyi bir yazarsın. “Keşke hep çocuksu bir saflıkta kalabilseydik... Belki o zaman yeryüzü bu kadar korkutucu olmazdı. Belki de hiç dinmezdi kalbimizdeki umut. Ve o zaman yaşamak isterdik; Özgürce konuşur, özgürce severdik. Ruhları olduğumuz gibi yaşardık, Olmamız istenen şekillerde değil...” Bu kitabı kendi dilimle özetleyecek olsam, Dazai’nin vermek istediği mesaj tam olarak bu olurdu. Kitap çok güzeldi. İyi ki çevrilmiş. Bu anlamda İthaki Yayınları’na çok teşekkür ederim. Japon edebiyatına verdikleri emek her anlamda takdiri hak ediyor. Sadece küçük bir not: Kitap kapağı, içimde canlanan manzarayla çok örtüşmedi. Belki biraz daha farklı olabilirdi… Ve son olarak; Dazai’yi yalnızca tek bir kitapla yargılamayın. Onu hissederek, her satırını sindirerek okuyun. O zaman belki siz de benim gibi, bu satırlarda başka bir ruhun haykırışını duyabilirsiniz. Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. Bu kitabı okuyacak olanlara da şimdiden iyi okumalar…
Duygu ve Düşünce
Meteliksiz ÖğrenciOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 2025591 okunma
·
1.135 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.