Tavsiye üzerine aldığım ve iyi ki almışım dediğim kitap. Daha önce açıkçası Aylin Balboa'yı duymamıştım. İlk kez kendisine ait bir kitabı okudum. Anlatımı, güncelliği ve anlatımındaki içtenlik beni etkiledi açıkçası. Kendimden çokça yer buldum, kalbimde hissettim bazı kaygıları ve fikirleri.. Kahramanın, eski sevgilisi Osman'a olan vedası ve ona yazdığı mektuplar şeklinde bir konu özeti seçebiliriz aslında ama bence bundan çok daha fazlasıydı. Herkesin hayatında dönüm noktaları olur, küüt diye değişik olaylar toslayabilir, birileri hayatına girebilir de hayatından çıkabilir de.. Ama bununla baş etme yöntemi, olayları karşılayıp selamlama ve kucaklama yöntemleri herkesin farklıdır.. Kimisi içine kapanır kimisi asla içine dönmek istemez, yalnız olmak istemez, kendi olmak istemez, bir başkası olmak isteyebilir, mutlu olabilir, olmayabilir.. Ama kitapta da yazdığı gibi " Her geçen günün bizi kendi cenazemize yaklaştırdığı bilgisini önbellekte tutunca hiçbir şey çok mühim değil…"
Bu bilince sahip olmak gerekiyor aslında, bazen sadece gülüp geçmek.. ve aslında kendinle de olmak gerekiyor " Yine hayatımı kurtardım, ben olmasam ayvayı yemiştim cidden. Ben bu kendimin hakkını nasıl öderim hiç bilmiyorum Osman." Diyerek yiğidi öldür hakkını yeme moduna girmek gerekiyor..
Karakterin kendi iç dünyasını çok sevdim, kendini sevmesini, keşfetmesini, dürüstlüğünü, olaylardan kaçmak için çokça okumayı tercih etmesini sevdim.. Yaptığı alıntıları sevdim:" İşler yolunda gittiğinde bir durun ve yüksek sesle, 'Daha ne olsun?' demeyi unutmayın." gibi.. Olgun olamayıp karşısındakine olan sevgisinden ona başta kafa göz dalmak istemesi ve sonrasında buna alışıp onu sevdiğini kabullenip bırakabilmesini sevdim.. Bilemiyorum ben nedense bu kitabı çok sevdim :)