·360 syf.····Okunma: 27 Aralık 2024 00:38 7 Aralık 2024
Levent Plazalar Caffé Nero'da bulduğum kitap
Bu kitapla tanışmamız biraz garip bir şekilde oldu. O gün çok üzgündüm ve etrafa bakıp ne yapabileceğimi düşünüp durdum. En sonunda kitaplığı fark ettim, kitabın başlığı ilgimi çekmişti ve okumaya başladım. Saatlerce orada oturdum, okudum, okudukça diğer sayfaları merak ettim. Canan mutluluğa erebilecek mi diye çok düşündüm. Sonra bu kitabı okumak için her Cuma günü Nero'ya gitmeye başladım. Benim için artık bu kitabın okunma günü Cuma'ydı. Sonlara geldikçe merakıma yenik düştüm ve kitabı aldım. Artık sadece cuma günleri okumak istemiyordum, bir an önce sonunu görüp yorum yapmak istiyordum. Şimdi ise o gün geldi ve beni o gün mutsuz halimden kurtaran kitapla ilgili yorum yapacağım;
Öncelikle çok basit bir eleştiriden başlayacağım. Kitapta konular kesinlikle çok tekrar ediyor. Yazar aynı şeyleri sürekli bir biçimde sanki hatırlatıyormuş gibi baştan anlatmaya başlıyor. Bazı yerler hemen bitsin diye hızlıca okuduğum oldu. Oldu ki kitapta da oldukça fazla yazım yanlışı var. Baskı hatasından olduğunu düşündüğüm ama çok fazla oluşundan dolayı da rahatsızlık veren bir durum. İçerikle ilgili eleştiri yapacaksam;
Canan kesinlikle hayran olunası bir kadın. Kendinden eminliği, tek başına ayakta durabilmesi(maddi), kariyerindeki başarılar vs vs. Ancak gelelim ki, Canan aslında duygusal olarak çok ezik biri. Sahip olduğu hiçbir şey ona mutluluk getirememiş. Hayatındaki mutluluk kavramını aşka bağlamış olması karakterini söndürmüş. Hayatına giren 3 erkekle de mutlu olamamasını kendine yükleyip duran, sonsuza kadar yalnız kalacağını düşünen aptal bir kadın durumuna düşmüş. Bazı yerlerde okurken çileden çıktım. Ona bakan her çift gözü yanlış anlayan birisi. Hele güzelliği konusunda yazar yansıtmamaya çalışsa da benim gözümde kibirli biri. Canan'ın monoton hayatından sıkıldığı için aklına direkt olarak çözümü intiharda bulması ise bir hayal kırıklığı. O gün çay bahçesinde karşılaştığı ve kitabın sadece birkaç sayfasında kabullenebildiği aşkı olan Hakan karşısına çıkaveriyor. Hakan'ın yanında her zaman telaşa kapılıp sağlıklı düşünmeye çalışması Canan'ın kafasından intiharı siliyor. Ancak sanki göbek kordonu Hakan'la kesilmiş gibi mutluluğunu sadece ona bağlayan birine dönüşüyor. Hakan ise bazen iyi bazen ruhumu karartan bazen "Tamam en çok sen biliyorsun" demek istediğim bir karakter. Kendini devrimcilerden çok psikolog olarak görmeyi düşünebilirdi. Onca derdinin arasında bir arkadaşlarına, bir iş hayatına bir de üstüne Canan'a yetişmeye çalışan Hakan ideallerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir tip. Kitabın sonlarına doğru işkenceler görmesine rağmen tek kelime etmeyerek kararlığını gösteren birisi.
Kitapta genel olarak Canan ve onun etrafındaki kişiler anlatılmaya başladıysa da devamında büyük çoğunluğu 12 Eylül olaylarıyla geçmektedir. Anladığım kadarıyla o dönemde Kenan Evren karşıtı olan Hakan, tutuklananlar arasında yer alıp çıkmazlığa sürüklenmiştir. İşkenceden sonra cezaevine düşen Hakan artık Canan ile görüş saatleri dışında bir bağı kalmamıştır. Hakan sayesinde tekrardan yaşama bağlanan Canan ise kitabın sonlarına doğru akıllanıp mutluluğunu bir kişiye değil; davranışlarına, yaptığı iyiliklere göre belirleyebilmiştir. Öyle ki Hakanla aynı havayı soluduğu için kendini şanslı hisseden Canan; sevdiği cezaevine girince Hakan'ı, onunla eş zamanında tutuklanan arkadaşıyla yakıştırmaya bile başlamıştır.
Canan kendi içinde Hakan'ı bekleyeceğine dair sözler vererek, belki bir gün tekrardan kavuşmanın umudunu içinde yaşayarak hayatına devam eder ve hikaye böyle biter.
Şimdi kitabı bitirmenin huzuru ve mutluluğu içinde kitabı bulduğum yere geri getiriyorum. Raflara, aldığım yere koyacağım. Kim bilir belki bir gün benden başkası da bu kitabı alır ve bu yorumuma rastlar.