Gönderi

Fotoğraf Felsefesi
10/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2023 18. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2023 21:40
İMGE: Uzay zamandaki bir şeye ‘orada, dışarıda olan’ bir şeye işaret ederler, onu bizim için soyutlamalar halinde (uzay-zamanın dört boyutunu yüzeyin iki boyutuna indirgeyerek) tasavvur edilebilir kılmaları beklenir. Uzay-zaman yüzeyleri soyutlayıp bunları yine uzay zamana geri yansıtmayı kapsayan yetenektir. TARAMA: Anlamı derinleştirmek, yani soyutlanmış boyutları yeniden kurmak, bakışın yüzeyde onu yoklayarak gezinmesidir. (Resmin tarama yoluyla ortaya çıkan anlamı, iki amacın sentezinden oluşur: biri görüntüde kendini gösterir diğeri gözlemciye aittir.) SİHİR: Aynı şeyin sonsuzca tekrarlanmasına tekabül eden varoluş biçimi. (Yazar bu kavramla fotoğrafın kendi anlam dünyasını kasteder.) GÖRÜNTÜ: Olayların yerine durumları geçirir ve onları sahnelere tercüme eder. Yani tarihsel dünyada güneşin doğuşu horozun ötüşünün nedenidir; sihir dünyasında ise güneşin doğuşu horozun ötmesi, horozun ötmesi de güneşin doğuşu anlamına gelir. Görüntülerin anlamı sihirlidir. (Öyleyse görüntüler örneğin sayılar gibi tek ve kesin anlamlı değil, çok anlamlı ve sembol kompleksleridir.) İDOLATRİ: Görüntü öğelerinden tasavvurları okuyup çıkarma yeteneksizliği; dolayısıyla: görüntülere tapma. Yazar buna sebep olarak ‘unutma’ söz konusu olduğunu düşünür. Çünkü insan, görüntüleri onların yardımıyla dünyada yolunu bulabilmek için kendinin ürettiğini unutuyor. Onları deşifre edemez oluyor ve bu andan itibaren kendi görüntülerinin bir fonksiyonu halinde yaşıyor: İmgelem artık halüsinasyona dönüşmüştür. TEKSTOLATRİ: Bir metnin harflerini okuma yeteneği bulunduğu halde, o harflerden kavramları okuyup çıkarma yeteneksizliğidir. Dolayısıyla metinlere tapma. Yazara göre, yazanın kendisi bir dolayımdır (tıpkı görüntüler gibi) ve aynı iç diyalektiğe tabidir. Görüntülerle dışsal bir çelişki halinde olmakla kalmaz, içsel bir çelişkiyle de parçalanmıştır. Amacı insanla görüntüler arasında aracılık etmek olan yazı, aynın zamanda görüntülere açıklık getirmek yerine onları çarpıtabilir ve insanla görüntüler arasında aracılık etmek olan yazı, aynı zamanda görüntülere açıklık kazandırmak yerine çarpıtabilir ve insanla onun görüntüleri arasına girebilir. Böyle olursa, insan artık kendi metinlerini deşifre edemeyecek, onlarda ifade edilen görüntüleri yeniden oluşturamayacaktır. -Yazının icadı kadar fotoğrafın icadı da tayin edici önemde bir tarihsel olaydır. Yazıyla birlikte dar anlamda tarih, idolatriye karşı bir mücadele olarak başlamıştır. Fotoğrafla birlikte tarih sonrası tekstolatriye karşı mücadele olarak başlar.- Bu kısma kadar kitabın içeriğinde geçen yazarın tanımlamalarını aktardığı kavramların yine yazarın ele aldığı bağlam içerisinde açıklanmaya çalışılmıştır. Buradan sonra kitabın ana başlıklarının içerikleri öz şekilde verilecektir. Yazar toplam dokuz başlık altında ele almıştır. -Görüntü -Teknik görüntü -Aygıt-fotoğraf çekme hareketleri -Fotoğraf -Fotoğrafın dağıtımı -Fotoğrafın alımlanması -Fotoğraf evreni -Bir fotoğraf felsefesinin gerekliliği GÖRÜNTÜ: Görüntüler anlamlı yüzeylerdir. Görüntülerin anlamı yüzeyde yer alır. Görüntüler dünya ile insan arasındaki aracılardır. İnsan var-dır, yani dünyaya doğrudan erişimi yoktur, dolayısıyla görüntülerin ona dünyayı tasavvur edilebilir kılması gereklidir. Ama bunu yaparken dünya ile insan arasına girerler. Harita olmaları gerekirken paravana olurlar: dünyayı takdim edeceklerine çarpıtıp onun yerine geçerler. Sonunda insan kendi ürettiği görüntülerin bir fonksiyonu olarak yaşamaya başlar. Görüntüleri deşifre etmeyi bırakır, bunun yerine onları kodları çözülmemiş olarak dışarıdaki dünyaya yansıtır. Dünya giderek görüntü-gibi olur, bir sahneler ve durumlar bağlamına dönüşür. TEKNİK GÖRÜNTÜ: Teknik görüntü aygıtlar tarafından üretilmiş görüntüdür. Aygıtların kendileri de uygulamalı bilim metinlerinin ürünleri olduğu için, teknik görüntüler bilimsel metinlerin dolaylı ürünleri olarak karşımıza çıkar. Bu da onlara tarihsel ve ontolojik bakımdan geleneksel görüntülerden farklı bir konum verir. Ontolojik bakımdan geleneksel görüntüler somut dünyadan hareket eden soyutlamalar olmaları anlamında, Birinci dereceden soyutlamalardır; teknik görüntüler ise üçüncü dereceden soyutlamalardır. Teknik görüntülerin deşifre edilmesi zordur zira deşifre etmek gereksiz görünür, çünkü görünüşte anlamları yüzeylerinde zaten kendiliğinden ortaya çıkar. Teknik görüntülerin nesnelliği bir yanılsamadır. Çünkü bunlar sadece tüm görüntüler gibi sembolik olmakla kalmaz aynı zamanda geleneksel görüntülere kıyasla çok daha soyut sembol kompleksleri ortaya koyarlar. AYGIT: Teknik görüntüler aygıtlar tarafından üretilir. Fotoğraf makinesi, bugünü ve yakın geleceği belirleyen ve bir yandan devasa boyutlarda büyüyerek bakış açımızdan taşma tehlikesi yaratan, diğer yandan mikroskobik ölçülerde küçülerek iyice kavranamaz hale gelen aygıtların bir prototipi sayılır. Latince apparatus sözcüğü, ‘hazırlamak’ demek olan apparare fiilinden türemiştir. Yani aparat bir şey için hazırdır, preparat ise sabırla bir şeyi beklemektedir. Fotoğraf makinesi pusu kurmuştur, fotoğraf çekmeye hazırdır. Kültür bilimleri şeylerin ardından saklanan amaçları arar. Sadece neden diye değil, ne için diye de sorarlar. Ve buna uygun olarak fotoğraf makinesinin ardından da bir amaç arayacaklardır. Bu ölçüye göre değerlendirildiğinde fotoğraf makinesi fotoğraf üretmeye yarayan bir alettir. Alışılmış anlamıyla aletler insan organlarının uzantılarıdır; uzattıkları organları simüle etmektedir yani aletler ampiriktir. Aletler ve makineler çalışır ve nesneleri doğadan çekip alarak onlara bilgi aktarır, yani dünyayı değiştirirler. Fakat onların amacı dünyayı değiştirmek değil, dünyanın anlamını değiştirmektir. Özellikle fotoğraf makinelerinin. Bir aygıt olan fotoğraf makinesini bu açıdan ele aldığımızda onun semboller ürettiğini görürüz. Fotoğraflar ortaya çıkarmak üzere programlanmıştır ve her fotoğraf aygıtın programında içerilen olanaklardan birinin gerçekleşmesidir. FOTOĞRAF ÇEKME HAREKETLERİ: Kültürel koşulunun yapısı fotoğrafı çekilen nesne de değil fotoğraf çekme ediminde içerilir. Fotoğrafçı ile aygıtın fonksiyonlarının bu dolaşıklığı fotoğrafı çekilecek nesnenin seçilmesi açısından bakarak da görülebilir. Fotoğrafçı istediği herhangi bir şeyin resmini çekebilir: bir yüz, bir bit, Wilson odasındaki bir atom parçacı, bir spiral nebula, fotoğraf çekerken aynadaki kendi yansıması. Ama aslında sadece fotoğrafı çekilebilir şeyleri seçmesi mümkündür, yani aygıt programında yer alan şeyleri. Ve sadece durumların fotoğrafı çekilebilir. Fotoğrafçı ne çekmek istiyorsa, onu bir duruma tercüme etmek zorundadır. Dolayısıyla, her ne kadar fotoğrafı çekilecek nesne serbest seçilebiliyor olsa da bu seçim aygıt programının bir fonksiyonudur. Aygıtı sanatsal, bilimsel ve politik görüntülere uygun şekilde ayarlayabilmek için, fotoğrafçı sanat, bilim ve politika kavramlarına gereğince sahip olmalıdır. Aksi takdirde bunları resme tercüme edemez. Düşünüp tasarlama dan naif ve fotoğraf çekmek diye bir şey yoktur. Fotoğraf kavramların bir görüntüsüdür. Bu anlamda fotoğrafçının tüm kriterleri aygıt programında kavramlar olarak içermiştir. Fotoğrafçının hareketi fenomenolojik şüphe hareketidir, çünkü fenomenlere çok sayıda bakış açısından yaklaşmayı dener. Ama bu şüphenin derin yapısı aygıt programı tarafından önceden çizilip belirlenmiştir. FOTOĞRAF: Fotoğraflar bir programdaki kavramlar demektir ve kendileri de toplumu ikinci dereceden bir sihirsel davranış için programlar. Ama naifçe bakan biri fotoğraflarda başka bir anlam bulur, onları dünyadan gelip yüzeylere kendi kopyalarını çıkarmış durumlar olarak anlar. Ona göre fotoğraflar dünyanın kendisini ortaya koymaktadır. Gerçi naif gözlemci durumların belli bakış açılarına göre yüzeylere yansıdığını kabul edecektir, ama bunu üzerinde kafa patlatılacak bir konu saymaz. Fotoğrafçının amacı en temel olarak şudur: Birincisi, dünyaya ilişkin kendi kavramlarını kodlayıp görüntülere dönüştürmek. İkincisi bunu fotoğraf makinesini kullanarak yapmak. Üçüncüsü, böylece ortaya çıkan görüntüleri kendi yaşantıları, bilgilenmeleri, değerleri ve edimlerinde model olarak kullanılabilmeleri için başkalarına göstermek. Dördüncüsü, bu modelleri olabildiğince uzun süreli olarak var etmek. Kısaca fotoğrafçının amacı başkalarına bilgi aktarmak, fotoğrafları aracılığıyla kendini başkalarının hafızasında ölümsüz yapmaktır. Fotoğrafçı açısından kendi kavramları fotoğrafçılığın asıl önemli yanıdır ve fotoğraf makinesi bu asli hedefe hizmet etmelidir. En iyi fotoğraf, fotoğrafçının aygıt programı karşısında kendi insani amacı açısından üstünlük sağladığı, yani aygıtın amacını kendi insani amacını tabii kıldığı fotoğraftır. FOTOĞRAF DAĞITIMI: Fotoğraf hareket etmeyen, sessiz bir yüzeydir, sabırla çoğaltılıp dağıtılmayı bekler. Bu dağıtım öyle karmaşık teknik aygıtlar gerektirmez, fotoğraflar elden ele dolaşabilen kâğıt parçalarıdır. Saklanmaları için teknik bakımdan mükemmel veri depolama ortamlarına ihtiyaç yoktur, çekmecelere kaldırılmaları yeterlidir. Fotoğraflar röprodüksiyon yoluyla da dağıtılabiliyor. Fotoğraf makinesi prototipi oluşturduktan sonra bundan istediğimiz kadar çok kopyalar elde edip dağıtabiliyoruz. (Orijinallik eleştirisi) Klasik fotoğrafçılıkta kendi başına bir değeri olan gümüş baskılar vardı. Yine de kâğıda bağlı fotoğraf, maddi nesnenin değersizleşmesi ve bilginin değer kazanması yolunda ilk adımı temsil ediyor. Nesne olarak sahip oldukları değer önemsizdir onların asıl değeri gevşekçe yüzeyde taşıdıkları, yeniden üretilebilen bilgide yatar. Sanayi sonrası toplumun tam anlamıyla habercisidirler. Fotoğrafların dağıtım kanalları yani medyalar tarafından kodlanır. Bu kodlama dağıtım aygıtı ile fotoğrafçı arasındaki bir mücadele olarak belirmektedir. FOTOĞRAFIN ALIMLANMASI: Günümüzde hemen herkesin bir fotoğraf makinesi var, herkes fotoğraf çekiyor. Fakat fotoğraf çekiyor olmak fotoğrafları deşifre edebiliyor olmayı gerektirmez. Amatör fotoğrafçı fotoğrafları deşifre etmeyi beceremez, dünyanın otomatik kopyaları olarak görür onları. Bu da bizi paradoksal bir sonuca götürüyor, ne kadar çok insan deklanşöre basıyorsa, fotoğrafları deşifre etmek o kadar zorlaşıyor. Fotoğrafları deşifre etmek gerektiğini düşünen yok, çünkü herkes nasıl yapıldıklarını ve anlamlarını bildiğini sanıyor. Fotoğraflar herkes tarafından üretilebilecek, herkesin onlarla istediğini yapabileceği değersiz nesneler olarak algılanır. Oysa aslında fotoğraflar bizimle bir şey yapmakta, bizi aygıtları geri besleme sağlayacak ritüel davranışlar için programlama aktadır. İşlevselliğin aptalca ve anlamsız olduğunu unutmamız için eleştirel bilincimizi bastırırlar bizim işlev görmemiz ancak bu baskılama sayesinde mümkündür. Böylece fotoğraflar bizi fotoğraf evreni olarak kuşatan bir çember oluşturur. Yapmamız gereken bu çemberi kırmaktır. FOTOĞRAF EVRENİ: Çoğu fotoğrafı hiç algılamıyoruz. Çünkü alışkanlık alışılmış her şey gibi onları da gözden gizliyor, sadece değişen şeyleri fark ediyoruz. Değişimi bilgilendirici, alışılmış olan ise gereksizdir. Etrafımız gereksiz fotoğraflarla dolu. Fotoğrafçının meselesi de işte budur, gereksizlik selinin karşısını bilgilendirici fotoğraflar çıkarmak. Fotoğraf evreninin durmadan değişmesi kadar rengarenk oluşu da bir alışkanlık olmuştur. Fotoğraf evrenindeki renklerin sübliminal programlanması ritüel nitelikli, otomatik davranışlara yol açmaktadır. Fotoğraf evreninin daha derin yapısı ise grenlidir, Görünüşü ve renkleri durmadan birbirinin yerine geçen mozaik taşları gibi değişkenlik gösterir. Fotoğraf evreninde olmak, dünyayı fotoğrafların fonksiyonu olarak deneyimlemek demek. Tek tek her yaşantı her yeni bilgi, her değer, görülen ve değerlendirilen fotoğraflar halinde ayrıştırılabilir. Ve tek tek her eylem de model olarak kullanılan tek tek fotoğraflara ayrıştırılabilir. Şimdi, tüm deneyimlerin bilgilerin, değerlerin ve eylemlerin noktasal ögelere bölüne bildiği böyle bir varoluş tarzı, besbelli ki robotik bir var oluştur. Fotoğraf makinesi dışsal beden hareketlerinden en içteki düşünce, duygu ve isteklere kadar tüm yönleriyle hayatımızı robot ulaştırmakta olan bütün aygıtların atası olarak belirecektir. Aygıtlar otomatik olarak yani olası insan müdahalelerinden bağımsızca işlemek üzere icat edilmiştir. Üretimlerinin amacı insanın dışarıda bırakılmasıdır. Bu otomatik programlamaya karşı mücadele eden insanlar vardır. Bilgilendirici, yani aygıt programında bulunmayan görüntüler üretmeye çalışan fotoğrafçılar, programlama oyunun ilk yüzünü görmeye çalışan eleştirmenler ve aygıtların hakimiyeti altındaki bir dünyada insani amaçlara yer açmak için uğraşan herkes. Lakin aygıtlar da bu özgürleşme çabalarına otomatik olarak sindirir ve kendi programlarını zenginleştirir. Haliyle insan ile aygıt arasındaki mücadeleyi fotoğrafçılık alanında ortaya çıkarıp sergilemek ve çatışmayı çözmenin mümkün bir yolu üzerine düşünmekte fotoğraf felsefesinin görevidir. BİR FOTOĞRAF FELSEFESİNİN GEREKLİLİĞİ: Fotoğraflar bir programa göre aygıtlar tarafından üretilip dağıtılan ve görünüşte bilgilendirme işlevine sahip olan görüntülerdir. Temel kavramların her biri başka kavramlar içerir. Görüntü kavramında sihir, aygıt da otomasyon ve oyun, programda rastlantı ve zorunluluk, bilgide sembol ve ihtimaliyetkisizlik kavramları kapsamıştır. Bu da bizi daha geniş bir fotoğraf tanımına götürüyor: Fotoğraf, sembolleri alımlayıcı ihtimal-dışı bir davranış için bilgilendiren sihirsel bir durumun programlanmış aygıtlar tarafından otomatik bir şekilde ve rastlantıya dayalı bir oyun sırasında zorunlu olarak üretilip dağıtılan resmidir. Temel kavramlar olan görüntü, aygıt, program ve bilgi sözcüklerine bakınca, bunların arasında içsel bir bağlantı buluyoruz: Hepsi de aynı şeyin sonsuzca yinelenmesi zemininde yer almaktalar. Görüntüler gözümüzün üzerinde dolanıp hep aynı başlangıç noktasına döndüğü yüzeylerdir. Aygıtlar hep aynı hareketleri tekrarlayan oyuncaklardır. Programlar hep aynı öğeleri kombine eden oyunlardır. Bilgiler daima daha muhtemel olma eğiliminde kaynaklanan ve daima oraya geri dönen ihtimal dışı hallerdir. Bu 4 temel kavramla birlikte artık hiçbir şeyin tekrarlanmadığı, her şeyin nedenleri olduğu ve sonuçlar doğurduğu doğrusal bir tarihsel bağlamın dışındayız. Bulunduğumuz yeri nedensel değil ancak fonksiyonel açıklamalarla kavrayabiliriz. Nedenselliği veda etmemiz gerekiyor. Her fotoğraf felsefesi konu ettiği olgunun tarihsel olmayan, tarih sonrasına özgü karakterinin hakkını vermelidir. Fotoğraf felsefesi, fotoğrafçılık pratiğini bilince çıkarmak için gereklidir. Ve bu bilinç de söz konusu pratik sanayi sonrası koşullarında bir özgürlük modeli sunduğu için gereklidir. Fotoğraf felsefesi otomatik, programlanmış ve programlayıcı aygıtlar dünyasında insan özgürlüğüne yer olmadığını ortaya koymalı ve sonra da buna rağmen özgürlüğe bir alan açmanın nasıl mümkün olacağını göstermelidir. Fotoğraf felsefesinin görevi, aygıtların hakimiyeti altındaki bir dünyada bu özgürlük ve dolayısıyla anlamlılık imkânı üzerinde düşünmektir.
Bir Fotoğraf Felsefesine DoğruVilem Flusser · Espas Yayınları · 202068 okunma
·
159 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.