Gönderi

Paranoid özne
Puan vermedi·452 syf.··
2023 1. kitabı
Murat Önderman’ın sosyal bilimsel yaklaşım literatürüne son derece özgün ve değerli bir katkı olarak “Türkiye’de Paranoid Ethos” adlı akademik içerikli kitabı “Türkiye’de Paranoid Ethos”un ana hatlarına yönelik eleştirel analizim içerir. Kitap altı ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kitabın başlığında yer verdiği paranoya ve ethos hakkında genel bir açıklama yapmaktadır. İkinci bölümde ise Psi sektörüne yönelik eleştirileri ve Paranoid kavramının içeriğini deştiği bir bölümdür. Üçüncü bölümde ise konuyu devam ettirip daha sonra normal kavramının üzerinde durmaktadır. Dördüncü bölümde ise Türkiye bağlamında ele aldığı paranoid ve ethos kavramlarının açıklamalarını ve eleştirilerini görmekteyiz. Beşinci bölümde ise sonuç kısmı yer alır. Altıncı kısım da ise bir çözüm önerisi sunmaktadır. Bu kitap Türkiye’deki baskın toplumsal kültür, iktidar ve benlik arasındaki ilişkilere yani kültür ve iktidarın kendini üretme mekanizmalarına odaklanan bir çalışmadır. Türkiye’de farklı düzlemlerde ortaya çıkan ve tüm boyutları ile değerlendirilmeyen ahlaki bir açmaz, toplumsal dayanışmayı derinlemesine etkilemektedir. Kitap içeriğinde bu derinlemenin nedenlerine ve sonuçlarına değinilmektedir. Türkiye’de hüküm süren paranoid ethosun yönetici elitlerin çeşitli katmanlarınca da paylaşılan köklü kültürel eğilimlerden beslendiği ifade edilmiştir. Türkiye’deki sorunlar için en temelde hükümet, muhalefet veya kapitalizm gibi makro hedefleri asıl sorumlu olarak eleştirip başkaca kültürel mikro etik dönüşümleri bu bağlamlarla kurucu ilişkiler dolayımında görmüyor ve umursamıyorsak, paranoid ethosun içinde sürüklenen paranoid zihniyetteki bireylerden biriyiz demektir. Tam da böyle olduğu için, hem merkezde hem çevrede, hem hükumetlerde hem muhalefetlerde, hem devlette hem sivil toplumda, soldan sağa bütün spektrumda belli bir yerleşikliği olan her tür ideolojik kesimde ve her statüden bireylerde paranoid ethos ve potansiyel adaletsizlikleri neredeyse aynı ölçüde ve istisnasızca yaygınlık göstermektedir. Köklü ve yaygın kültürel örüntülere karşı evrenselci etik normları içselleştirip ilkeli davranabilen ve kendi ilişkilerinin bütünselliği ve idealleri yerine evrenselci etik standartlarla yaşayabilen öznelliklere sahip bireyleşmiş insanlar haline gelebilmek paranoid ethosta olumsuz karşılanan çok ciddi bir bireysel kapasiteyi gerektirir. Paranoid düşünceyi biçimsel nitelikleri açısından değerlendirdiğimizde onun otoriter düşünceyle örtüştüğünü görüyoruz. Bir düşünce içeriği ne olursa olsun kendisinin doğası gereği kesin olduğunu ileri sürüyorsa otoriterdir Bu nedenle kendini tartışmaya açık görmeyecektir. Buna karşılık, seküler otoriter düşüncede kesinlikle garantisi sağlayan bir dış otoritenin mevcut bulunduğu varsayılıyor. Türkiye’de dinsel muhalefetin tercihi olan mutlak çoğunlukçu demokrasi anlayışında bu tarz bir bakış açısı vardır oysa ki toplumun çoğunluğunun ve düşünceyi paylaşması onun hakikat olarak kabul edilmesi için yeterli sayılamaz. Türkiye’de siyasal, dini ve etnik düzlemlerde ortaya çıkan kutuplaşma eğiliminin nedenlerini psikolojik durumlarda bulabilmek zordur. Bunun yerine istikrarlı kültürel durumlarda aramak daha yerinde olacaktır. Kutuplaşma fenomeninin birçok boyutu vardır. Mesela grup içinde türdeşlik siyasal yollarla vurgulanmasaydı siyasal kutuplaşma ile ortaya çıkmayacaktı veya bir toplumda farklı grupların arasında anlaşmazlıkların bulunması tam bir kutuplaşmanın gerçekleşmesi için yeterli değildir. Nitekim çatışmanın sadece gruplar arasında yaşanmasıyla içsel düzeyde yaşanmaması arasında da ilişki mevcuttur. Sonuç olarak birbirini etik haklar açısından eşit görmezler. Birbirinden adaletsiz davranış görmeyi bekler, kendileri de öyle davranır ve bunun sonucunda bu tür beklentilerin gittikçe daha fazla bir şekilde gerçekten de somut olarak karşılık bulduğu bir ethosun gitgide pekişmesini de sağlamış olurlar. Hakların ve çıkarların eşitsiz gözetilmesi şeklindeki adaletsizlikler sadece grup dışına karşı değil grup içi hiyerarşilerde de zorunlu bir karakteristik olarak hayata geçirilir. Türkiye’de tek bir şeriatçı veya bölücü olmasa bile otoriter Atatürkçülerin daha demokratik düşünmeye başlayıp başlamayacakları kuşkuludur. Zaten sorunları saf bir iktidar sorununa dönüştürmek otoriter zihniyetin bir yansımasıdır. Otoriter Atatürkçüler laik ve cumhuriyetçi oldukları için Atatürkçü değildir aksine Atatürkçü oldukları için laik ve cumhuriyetçi olan kişilerdir. Türkiye’de devletin ideolojik yapısı onu kendiliğinden bir taraf durumuna getirirken resmi ideolojinin diğerlerinden doğası gereği farklı ve üstün olduğu iddia edilmektedir. Türkiye’de devletin fundamentalist bir yapısı vardır. ‘demokraside aşağılamanın ve yüceltmenin yeri yoktur; Zira o emsalliği ortadan kaldırır. Aşağılama ve yüceltme, utanç mekanizmaları olarak, emsalliğin sonunu getiren psişik süreçlerdir. Ne yüce ne de altta olanlarla direkt iletişim kurulabilir; peygamberliğe atfedilen işlev Bu ikisi arasındaki iletişimi sağlamaktadır!’ Rakiplerimizi aşağılamamayı ve önde gelenlerimizi yüceltmemeyi öğrenmedikçe her birimizi etik açıdan bir saymadıkça ve insanların etik performanslarına ve adaletsiz davranışlarına göre toplumsal iktidarı yeniden dağıtmayıp tersine insanların mevcut ve olası statülerine göre farklı davrandıkça paranoid ethostan hiçbir kesimin kurtulma şansı yoktur. : “Ne var ki, bir demokraside itibar kişilerin kendi emekleriyle kazanabildikleri, dolayısıyla kaybedilebilir bir değerdir. Kaybedilemeyecek itibar statülerden kaynaklanır. Bu tür bir itibar demokratik değildir.”
Türkiye'de Paranoid EthosMurat Önderman · Vakıfbank Kültür Yayınları · 201925 okunma
·
101 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.