Yazarın küçüklüğünde dinlediği hikayeyi ve hatırladığında etkilendiğini belirttiği çok eğlendiğim eserini anlatacağım.
Öncelikle yalın,anlaşılır bir dil kullanılarak günümüz Türkçesiyle bizlere aktarılıyor.Akıcı,diyalog ve dozunda betimlemeleriyle(bazı kitaplarda ki betimlemeler beni aşırı bunlattığı oluyor da)benden tam not aldı.Okuyucuyu asla sıkmıyor ve heyecan gittikçe yükseliyor. Yani izlemeyip,ilk defa okusaydım az çok tahminde bulunamayacağım için heyecanım dahada hat safhada olabilirdi. Birebir değil bu arada belirtmek isterim.
Baş karakterimiz Muhsine Hanımın eski bir komşusu ile yollarının kesişmesi,onu rüyasında gördüğünü söyleyip,müşkül durumda olan Muhsineyi bir köşkte çalışmak üzere yola çıkarır. Bu yolculukta git git yol bitmez,oysa şuracıkta demiştir. Muhsine’nin hiç içine sinmez ve şoföründe köşk ile ilgili söylentileri anlatması üzerine iyice korkar.Sonunda vardıklarında daha ilk günden odasında bir başına kalarak,bir takım olaylara şahit olur. Peki bu şeyler gerçek midir? Hayal midir? Gulyabani var mıdır? Takdir edersiniz ki yıllar evvelinde beyaz perdeye aktarılan ve bu eserden esinlenmiş olan Yeşilçam filmi Gulyabani biraz bize mesajlar verir. Tabii esinlenilmiş diyoruz tamamıyle birebir değil. O yüzden bu eğlenceli ve gizemli kurguyu okumanızı tavsiye ederim.