Kitabın son sayfasındaki yazarın notu ile kitaba bakış açımın bir anda değişiverdiği bir roman. Bir salgından bahseden yazarın notu üzerine konuyu Google’mam ile okuduğum hikayenin gerçek olduğunu öğrenmiş olmam şaşkınlığa uğratmadı değil . Aynı Jean Teule’nin ‘Dansa Davet’ romanı gibi. Mutlaka o kitaba da bakın.
Ne değişik bir hikaye nidalarıyla ilerlediğim romanın yaşanmış bir olaydan alıntıladığını öğrenince kitabı daha da çok sevdim. Ne ilginç salgınlar var ve kitaplarına bunları işleyen yazarları oldum olası sevdim. Bizi de bu durumdan kitapları aracılığıyla haberdar etmeleri inanılmaz hoşuma gidiyor.
Kitabın konusuna bakarsak, bir ilkbahar gününde Fransız kasabasına taşınan elçi ile karısı ve kasabanın yerlisi olan fırıncı ile karısının baş rolde olduğu dört kişilik bir hikayeyi okuyoruz. Kadınların yakınlaşmasıyla başlayan ikili dostluk itiraflara, sırlara, kıskançlığa, benliğini kaybetmeye kadar uzanır gider. Bu dostluk ilerliyormuş gibi gözükürken kasabada değişik olaylar vuku bulmaya başlar ve halk amansız bir çıkmaza sürüklenmeye başlar.
Roman boyunca kasabada yaşanılanları elçinin, fırıncıya verdiği içi sıvı dolu şişeye yormamak elde değil. Az biraz araştırınca da zaten görüyorsunuz ki ekmeklerin içine katılan halüsinasyon maddesi ile insanların kontrol edilip edilemeyeceği deneyi evet, yapılmış ve kitabın da adını taşıyan bu ‘Lanetli Ekmek’ olayı hala daha tam olarak da aydınlatılamamış.
Bu yaşanılanları fırıncının karısının gözünden okumak da oldukça farklı bir deneyim. Böyle yaşanmış olayları çok isterim ki siz de okuyun. Bu yaşanılanlara çok şaşırmış olarak iyi ki diyorum okumuşum. Dilerim ki geçmişte yaşanmış bu tarz salgın gözüken deneyler daha çok yazılır ve herkesin bu yaşanılanlardan haberdar olması sağlanır.