Korku, gerilim, bilim kurgu, az biraz feminizm... İşte karşınızda Stepford Kadınları...
Sevdiğim bütün konuların tek kitapta olması ve ek olarak yazarın bunları okuyucuya anlatma şeklinin aşırı çabasız, sakin bir şekilde olması beni kitaba hayran bıraktı. Yazarla ilgili birkaç yazı okudum ve Ira Levin kitaplarında açık, özlü ve şeffaf olması ile bilinirmiş. Kitapla alakalı en sevdiğim şeylerden biri bu oldu. Olayların gayet anlaşılır anlatıldığı, hiçbir şeyin jump scare tarzı göze sokulmadığı ve sadece dikkatli okuyucuların fark edebileceği detaylar olması içimdeki Holmes ruhunu kabarttı. Kitabı okurken arada sırada yani bu detay neden verilmiş ki oluyordum çok da zaman geçmeden aaa demek bu yüzdenmiş diye bir aydınlanma yaşıyordum.
Şimdi kitaba gelecek olursak Joanna adlı baş karakterimiz eşi ve iki çocuğu ile Stepford kasabasına taşınır. Sakin sessiz bir kasabada bütün kadınlar ürkütücü bir şekilde aşırı güzel ve kusursuz birer ev kadınlarıdır. Herkes o kadar mutlu ve itaatkar ki bu durum bir yerden sonra ürkütücü bir hal almaya başlıyor. Bu ürkütücü halin yanında kasabanın erkekleri, kadınların ve çocukların girmesi yasak olan bir cemiyette haftanın belirli günleri toplanmaktadır. Peki orada toplanıp ne yapıyorlar? Neden kadınların girmesi yasak? Kadınlar neden itaatkar bir ev robotu gibi davranıyor? Bu sorular ve daha fazlası kitap başlar başlamaz kafanızda belirmiş oluyor. Kitabı okudukça heyecan ve gerilim artıyor. Artı okurken kafanızda bir sürü komplo teorisi kuruyorsunuz. Benim komplo teorilerimden biri kahve ile alakalıydı, okurken kafayı sıyırdım arkadaşlar :D Bu arada kitabın aynı adla uyarlama 2004 yapımı filmi de varmış. Filmi izlersem burayı güncellerim.
İncelemeyi bitirmeden önce yazarı son bir konuda daha övmek istiyorum. Yazarın mizah anlayışı ve bazı yerlerde kendi yarattığı tür parodisini tiye alması benim yine mest olduğum anlardan biriydi. Ev robotuna dönüşmeyeceğimiz güzel ütopyalara... Sevgilerimle