Puan vermedi·284 syf.····Okunma: 23 Aralık 2024 20:22 "Kürek çekmezken bile aklımı teknede tutmayı öğreten" cümlesiyle bir ithaf ile başlıyor kitap.
Eylemde değilken aklımızı tutamıyoruz ânın içinde. Hatta çoğu zaman odaklanmamız gereken bir işte iken dahi zordur aklı sabit tutmak. Okudukça, öğrendikçe, yaşadıkça öğrenilebilir. Ama en önemlisi farkına vardıkça. Bunu hatırlatan bir dostun varlığı ise eminim paha biçilmez olur. Kitabın ilk sayfasına ithaf ile yerini alır.
Stoacı düşünceye göre peşinden koşulması gereken en önemli şey erdemdir. Erdem insanın doğru bir yaşam sürmesi, aklını kullanarak doğaya uyumlu yaşam inşa etmesi ve ahlaklı olmasıdır. Mutluluğu erdeme bağlarlar. Doğaya uyumlu ve sadık olma kısmını Epiktetos şöyle ifade eder; Mutlu bir yaşam doğaya uygun yaşamak ve kendi üzerinde tam bir kontrol sahibi olmakla mümkündür.
Bu bizi hemen Esmaül Hüsna'ya götürür. Bizim İhlas dediğimiz şey bunun çok daha üstünüdür.
Stoacılara göre insanın tek kontrol edebileceği şey kendisidir; kendi düşünceleri, tavrı, tepkileri, duygularıdır. Bu sebeple en kıymetli olan şey, kendi iç aleminde erdemli ve ahlaklı bir birey olmaktır. Bu konunun bize bakan tarafı Kur'an-ı Kerim'de sıklıkla zikredilen Ulül Elbab kavramıdır; akıl sahipleri, temiz akıl, derin anlayış sahipleri. Kalben aklederek buluruz yolumuzu. Kendini bilen Rabbini bilir. İlk ayeti düşündüğümüzde "Oku" emri yalnızca bir okuma değil; insanı, kainatı, kitabı okumaktı. Ama bununla beraber kimi, neyi, nasıl okuyacağımız da bildiriyor Rabbimiz. Kendimizi tanıma yolculuğumuzda yol gösterici olarak "Rab" kendi olduğunu söylüyor. Öyle bir denklem, öyle bir terazi ki, bizi Yaratanı tanımadan kendimizi bulamayacağız ve bulamadan, yolda olmadan iç huzurumuzu yakalayamayacağız.
Sayfalar ilerledikçe derinleşiyor konular. Tam o sırada Marcus Aurelius'un "insanı sev" öğüdünü okuyorum. İçimden ne kadar güzel bir dua aslında diyorum;
"Tanrım değiştirmeye gücüm yetmeyen şeyleri kabul edecek huzuru, gücüm yeten şeyleri değiştirecek cesareti ve bunları birbirinden ayıracak bilgeliği bana ihsan eyle "
İmtihan anında, sıkıntıda, olumsuzluklarda tavır seçebilmek, hilm sahibi olabilmek meselemiz.
Fikir ve tefekkürü düşünüyorum. Son tefsir dersimizde hocamız fikir ve Tefekkür aynı anlama gelmiyor demişti Kur'an-ı Kerim'de. Fikir; fikretmek, daha sığ düşünceler için kullanılıyor.Tefekkür ise daha kapsamlı ve derinlemesi bir düşünceyi ifade ediyor. Allah bizden Tefekkür etmemizi istiyor. Ulül elbab; tefekkür edenler, akıl yürütenlerdir.
"Öğretileri hayatta nelerin peşinden gitmeye değer, bu şeyler en doğru nasıl elde edilir konuları ile ilgiliydi."
Okuduklarımız, öğrendiklerimiz bir şeyler değiştirmeli, dönüştürmeli bizi. Okur yolculuğumuzda kendi adımlarımızı atmalı ve izdüşümümüze yansıyandan bir fikirle çıkmalıyız yolculuğumuzdan. Bu doğrultuda beni mutlu eden ne, neyin peşinden gitmeye değer karar verebiliriz. Ayette geçen "recmen bil gayb" ifadesinden çıkıp, karanlığa taş atmayız. Çünkü; işlerimiz mühim, vaktimiz az.
Okurun dikkat kesilmesi gereken ve önemli bir uyarı ile bitiyor ilk bölüm;
"Yaşam felsefesi arayanlar için tek seçenek Stoacılık değildir. Kendine yaşam felsefesi olarak seçeceği şeyin karakterine ve içinde bulunduğu koşullara bağlı olduğunu" söylüyor yazar ve ekliyor: Stoacı düşünce buna uygundur. Bir okur olarak dikkat etmemiz gereken ise bu kitapta hap bilgi bulamayacağımızdır.
Kitapta ne anlatılırsa anlatılsın ben okurken Tasavvufa, Tefsire ve Esmaül Hüsna'ya çekiştirip durdum konuyu. Kalp, sadr, nefs, haz, kendini bilmek konularında dönüyordu bölümler.
"İnsan olmanın gereği olarak kendini bilmek"; Kendini bilen Rabbini biliri,
Seneca'cası "Her şey olmaya mahkumdur." olan, en kötü ne olabilir; kaderi, kazayı iradeyi,
Elinde olanı istemek ve sevmek; rızayı, kanaat etmeyi hatırlattı bana.
Tüm bunlardan sonra bir başlık var ki, bence satır aralarında gizlenmiş, önemli bir ifade ve güncel bir mesajdı: hedefleri içselleştirme, inanmadığımız şeyi yapamamak. Yeni yıl ile birlikte onlarca hedef, plan gördük. İlk bir haftada dahi sadık kalamayan, yürütemeyen çok olmuştur. Kaçırdığımız şey hedefin güç olması veya şartlarımız değil. Tamamen içselleştiremememiz. İnsan olarak aidiyet önemli bir ihtiyacımız. Bu bir fikir için de geçerli. İçselleştirmeden ait hissedemiyoruz. Ait olmadan o düşüncede kendimiz olarak var olamıyoruz. Bu da yapmak istediğimiz şey ile uyumsuzluğu ve nihayetinde ise iradeyi yanlış yerde yormamıza sebep oluyor. Karar vermeden, planlamadan önce; gerçeğimizle, kendimizle ve en önemlisi duygusal olarak ihtiyacımıza uygun olup olmadığını bilmek gerekir. Zira kalpten gelen bir ses var; dinlemeyi, kulak vermeyi öğrenmek gerekir.
"Başarıya erişme umudu kalmasa bile stoacı pratiğe devam edin" diyor yazar. Bizim için başarı sebattır, yolda olmaktır. Başarı yalnızca varılan bir yer değildir deyip devam ediyorum kitaba.
Öfke adlı bölümde "Neşe karşıtlığının üstesinden gelmek" olarak ifade etmiş yazar. Öfke insani bir duygu, öfke ile verilen tepkilerde. Bize düşen öfke kontrolü, öfke yönetimi ve öfke anında tavır seçebilmek. Yine her şey hilme, sabra, Esmaül Hüsna'ya çıkıyor.
Okuma yolculuğumun sonunda "stoacılığı yeniden değerlendirmek" başlığı ile düşünüyorum: stoacılık mutluluk getiriyor mu?
Hem Evet, hem Hayır. Bahsedilen hiçbir şey bizim gerçeğimizde ters orantılı değildi. Aynayı kendimize tuttuğumuzda yansıyan İslamdı. Fikir ve Tefekkür arasındaki fark gibiydi. Stoacı pratik bizler için yetersiz, eksik. Belki sadece bilip aşmamız gereken bir basamak. Benliğe uygun ancak İslam tatbik edilmediğinde fıtratımızla uyuşmuyor.
İhya'da Gazzaliye göre; fıtrat bastırıldığında ve fıtrata uygun olmadığında yaşam, kalp huzursuz olur.
Ve sonunda şu sonuca varıyorum; Elhamdülillah.