Zeynep Merdan Gümüşhane doğumlu genç kadın yazarlarımızdan olup Polis Akademisinden mezun olarak komiserlik mesleği yapmaktadır. İlk yazılarını blogu Ruh Müzem’de kayda düşüren yazarın denemeleri birçok dergide yayınlanmıştır. İlk imzası sayılan “Kendilik Cesareti” kitabından sonra bir de “İçine Açan İnsan” kitabını okurları için bastırmıştır. Zeynep Merdan’ı tanımış sayılmak için bu bilgiler yeterli görünsede onunla tanışmak, kitaplarını okumakla mümkündür bence.
Kitapları okurken aslında kitapların yazarlarını tanır, onlarla sohbet etme şansını yakalarız. Ben iki yıl önce bir öğretmenim sayesinde "Kendilik Cesareti" kitabıyla tanışmıştım Zeynep Merdan’la. Kitaptan çok etkilenmiş, cümlelerini kendime merhem bilmiştim. Şimdi ise yeni kitabı "İçine Açan İnsan" hakkında bir değerlendirme yazmaya başlıyorum. Bir oturuşta yazmayacağım aslında. Bu cümleler, bu kitapla tanıştığım ilk günden beri kafamı yastığa koyduğum her gece kafamda bütünleşmiş, varlığıyla kalemimde taçlanmayı bekleyen cümleler olacak. Şimdi oturdum ve birkaç günlük bu birikimimin kalbimden kalemime akışını keyifle seyredeceğim.
Kitap Kün, Kar, Kör, Kor, Kir, Kan, Kül olmak üzere yedi bölüme ayrılmış ve içerikte yazarımız bizi; kendin olma düşüncesi, aitlik hissiyatı, feminizim ve kadınlar , günümüz Gazze sorunu ve daha birçok alt başlıkla buluşturuyor. Kitabın son sayfalarında Haşmet Babaoğlu’nun bir röportajından kendi sorularına yanıtlar oluşturarak 11 soruluk bir sohbet izlenimiyle sonlandırıyor cümlelerini. Duygularını açıkça dile getirmesi ve hislerinde bizden parçalar taşıması kitabın okunmasını kolaylaştırıyor. Kendinizi her yalnız hissettiğinizde, Zeynep Merdan’la sohbet havasını soluyabileceğiniz ve bazen yüzünüze vuran yaşam gerçeklikleriyle irkileceğiniz yorgunluk kahvesi kıvamında bir değerlendirme kitabı.
Ben kitap hakkındaki değerlendirmeme kitaptan bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Kendini onarabilen, en marazlı, kusurlu yanlarını en güzel şekilde şifalandırmayı bilen, yarasından merhem çıkarabilen kendinin şifacısı insanlar var." Kendinin şifacısı insanlar... Çoğumuz böyle değil miyiz aslında? Büyük kalabalıklar arasında küçük yalnızlar... Kendinin şifacısı olabilmenin ön koşullarından birisi de yalnızlıktır bence. Bu yolda kendimizi iyileştirmek için kitaplara ihtiyaç duyarız, kitaplar insanlardan daha yakındır bize çünkü. İşte bu durumlarda okumayı düşüneceğim, kalbime merhem olacağını düşündüğüm bir kitap daha ekledim ben kitaplığıma. Yaptığı isimlendirmelerle, tespit ettiği duygularla beni kendine bağladı bu kitap. "Bir kitap ruhunuzu öperse onu iki kolunuzun arasına alır kalbinizin üzerine getirip kalbinizle mühürlersiniz." demiş yazar. Ben bugüne kadar kalbime yalnızca insanları, sevdiğim insanları, mühürleyebileceğimi düşünürdüm. Şimdi ise görüyorum ki gerçekten bir kitabı da mühürleyebilirmişim kalbime hatta bir cümle bile benim kalbimde güzel bir yer bulabilirmiş kendine. İki kolumun arasına alıp sarıldığım, sımsıkı sarıldığım ve her an yeni cümleler keşfedeceğimi, bazen anlamadığımdan bazense çok beğendiğimden tekrar tekrar okuyacağım yeni sayfalarla tanışacağımı bildiğim bu kitabı okuduğum her anım çok kıymetliydi.
" Kitabın hazzı..." ilk sayfalarda anlamlandırmaya çalıştığım ve okudukça yaşadığım o his en kıymetli, en muazzam his... Merdan kitabında günümüz sorunları arasında yer alan Gazze dehşetini de kaleme almış, insanlarımızın empati yoksunluğundan da bahsetmiş. Bir kitap sizi sadece duygularınızla yüzleştirerek değil aynı zamanda toplumsal farkındalık, bireysel bilinç aşılayarak gelişiminizi ileri bir noktaya taşıyabilir. Ben bu kitaptan sonra değişen, gelişen düşüncelerimi fark edebiliyorum ama bu yeterli olur mu, bilemiyorum. Belki daha fazla okura ulaşmak, daha fazla okuru kitapla tanıştırmak gerekiyordur.
"İçtenlik, kalbin derinliklerine giden yolları bilip işaret eden gizli bir pusula sanki." Yazar, cümlelerini içtenlik farkındalığıyla kurması sebebiyle o gizli pusulanın sahibi aslında. Sayfaları sararmış, kapağında kararmış kalem lekeleri olan bir kitabın değerini bilir misiniz? Yaşanmış anlar, hissedilmiş duygular, altı çizilmiş bir sürü sayfalar ve kalbin anlamlandırmasıyla yorumlanmış, birikmişliklerle sararmış sayfalar... İşte yazarımızın ilk kitabı için bu betimlemelerim çok yerinde olur. Ben o kitaba eskimiş gözüyle değil kıymetlenmiş gözüyle bakıyorum. Şimdi biliyorum ki içine duygularımın sıkışmış olduğu bu yeni kitapta bir gün kitaplığımdan bana kendini tekrar gösterecek ve daha iyi yorumlayabilme kabiliyetiyle bir kez daha başlayacağım sayfaları arasında kaybolmaya. Kitabı okurken bir sürü farklı kitap, yazar, şair ismi duyuyoruz. Birikmişliğimizin az olması sebebiyle birçoğu yabancı geliyor ama tanışmak için kitap bize bir kapı aralıyor bence. Bazı felsefeye dönük bölümleri olan bu kitabın anlayamadığım kısımları tabi ki oldu ama ilk okuyuşumda kitaptan yeterince faydalandığımı düşünüyorum. Okuduğumda kalbime nüfuz eden cümleleriyle, hayata dair birikimimi artırmasıyla beni bu cümleleri yazmaya iten bu kitabın kendine birçok hakiki muhatap bulacağından şüphem yok. Zeynep Merdan’ı yazmaya iten düşünceleri benim kalbimde onun varlığını her zaman koruyacak ve belki de okuduğum bir cümlesi tesiriyle günün birinde beni kendi okurlarımı bulmaya, içimdekileri bir gözyaşı misali akan yaşanmışlıklarla yazmaya itecek. İşte herkesin yazmasına sebep olabilecek o cümle: “Belki bu yüzden yazıyoruz biraz da. Mezar taşından daha güzel yerlerde yaşasın diye... Varlığımız.” Bu alıntımın çok şey anlattığını bilerek ve daha fazlasıyla buluşmanız için size kitabı kesinlikle okumanızı önererek sonlandırıyorum cümlelerimi.