Pekala... Ne okudum şimdi ben?
Öncelikle, incelememde birkaç spoiler vardır ama ana konudan spoiler vermeyeceğim, haberiniz olsun.
Başlamadan önce şunu söyleme ihtiyacı duyuyorum: Lütfen birisi yazara hızlandırılmış noktalama işaretleri kursu versin. Lütfen. Bazı cümlelerdeki virgül eksikliğinden aynı cümleyi iki-üç kere okumuşluğum var.ayrıca bazı cümleler garipti, anlamsızdı. Sanki acemi bir çevirmen İngilizceden Türkçeye çeviri yapıyormuş hissi verdi. Neyse, gelelim ana konumuza...
Bu kitap şimdiye kadar okuduğum diğer kitaplardan ÇOK daha uzundu, o yüzden hem yazarın emeğinden hem de normalden fazla karakter ve detay içerdiğinden uzun bir inceleme yapacağım ve her bir detaya ayrı ayrı odaklanacağım. Başlayalım...
KARAKTERLER:
Nova: İlk başlarda beni sinir etse de ortalara doğru gerçekten iyi bir kişiliği olduğunu düşünüyorum. AÇıkçası ona yapılanlan bana yapılsa ben de o hale düşebilirdim(saçma derecede güçlü birini getirmezdim, o ayrı). Ama kitabın ikinci yarısında bozuldu ve gözümde mızmız, kendini beğenmiş, her şeye bağırıp duran bir tipe dönüştü. Bir de Kova nın kitabın yüzde sekseninde ya baygın, ya hasta ya da büyü etkisinde sersem olmasını sevemedim ama onu detaylıca olay örgüsü kısmında bahsedeceğim. Bunlar dışında Nova benim için empati kuramadığım ve altı yüz sayfa boyunca 'Bu kız niye yaptı şimdi bunu' dedirten bir karakter oldu.
Arın: Sadece yazar onun kötü karakter olduğunu söylediği için kötü gösterilen ve öyle davranılan bir karakter. Kitapta sevdiğim(ya da empati kurabildiğim diyelim) tek karakter olabilir. (Lala dışında elbette)
Nova'yı koşulsuz seviyordu. Nova her seferinde Daren'e kaçtığında da seviyordu. Nova her güçsüz düştüğünde de seviyordu. Bir kere Nova'ya kızmadı, ki Nova kızılacak çok fazla şey yaptı, her zaman onu destekledi. AÇıkçası Nova'nın on karşı olan tavrı tamamen saçmaydı. Arın cansın :)
Bu arada Arın'ı 'kötü karakter' yapmak için kana kontrol etme gücü verilmiş. Normal bir fantastik roman olsaydı ve savaş ortamı olmasaydı ben de hak verirdim. Ama hem karakterlerimizin neredeyse hepsi bunu hak eden şeyler yaptı, hem de bir savaş vardı. Bu yüzden bu gücü ve kötü yanı görmezden gelmeyi tercih ediyorum.
Daren: İlk başlarda nefret ettiğim, sonra sevmeye başladığım, sonra da kararsız kaldığım bir karakter. Yazar o kadar dengesiz yazmış ki bu karakteri... Normalde galiba ondan nefret etmemiz, sonra da sevmemiz gerekiyordu ama bize kendini sevdirecek çok az şey yaptı. Yine de ilk defa gerçekten gizemli bir karakter okudum, hakkını vermem gerek. Daren'in ne planladığı hakkında hiçbir fikrim yoktu kitap boyunca, yaptığı şeyleri öğrenince de gerçekten şaşırdım. Evet, dengesiz ama gizem tarafı iyi yazılmış bir karakter diyebilirim.
Amon: Keşke bu karakterin profesör tarafını daha çok görebilseydik. Sıradan insanlara nasıl davrandığını gördükten sonra kral halini görmek daha çok hoşuma giderdi. Onun dışında söyleyebileceğim bir şey yok çünkü ana kötü karakterimiz olmasına rağmen çok az sahnesi vardı. Ama genel olarak sinir bozucuydu.
Ayzer: Nova'yı asla hak etmeyen birisi. Zaten ne zaman birileri Nova'yı desteklese veya yardım etse Nova ya onlardan nefret ediyor ya da kendini onlardan bir şekilde uzaklaştırıyor. Sonra da 'zaten kimse beni sevmiyor' diye söyleniyor. AÇıkçası Ayzer iyi bir karakterdi ve Nova'ya hep iyi davrandı. Yine de daha detaylı bir şey söyleyemiyorum çünkü(bunu detaylıca olay örügüsü kısmında konuşacağım) karşılaşmaları her zaman aynı döngüde ilerliyordu: Nova Ayzer'i görür. Ayzer ona gülümser. Nova sahte olarak gülümser. Ayzer hal hatır sorar. Nova 'sen hala Amon'un yanında mısın?' diye onu sorguya çeker. Ayzer bir TOPRAK varisi olduğu için TOPRAK lordunu dinlediğini söyler. Nova sinirlenir, bir şeyleri patlatır, Ayzer'e bağırır ve ona küser.
Lala: Kitaptaki tek mantıklı karakter. Ciddiyim. Nova'yı her seferinde uyardı, Nova inat edince başına kötü şeyler geldi. Nova'ya hep tavsiyeler verdi, Elemental'in tarihini ilk kez Lala'dan duydu. Ve Nova hala inatla bu küçük pericikten nefret ediyor. Neden? Bence çok tatlı ve yine, yeni, yeniden Nova'nın hak etmediği birisi.
Elbette her karakteri yorumlamadım ama genel olarak düşüncelerim bunlar. Şimdi bir diğer konuya değinelim:
BÜYÜ SİSTEMİ:
Eğer bir FANTASTİK kitaptan bahsediyorsak, hele de içinde büyü ve sihir geçiyorsa bir büyü sisteminden bahsetmemiz gerekir. Ben her fantastik kitapta buna önem veririm. Büyü sistemi basitçe şudur: bir karakterin bir büyüyü nasıl yaptığını, kaynağını, sınırlarını açıklar. Bu bilgi genelde ilk kitapta verilir. Böylece bir karakter herhangi bir anda büyü yapacağı zaman okuyucu, bu büyünün karakateri zorlayıp zorlamayacağını, ne kadar sihir/büyü kullanacağını önceden, daha yazar söylemeden anlar. Ve büyüyü başarıyla yaptığında 'vay be, gerçekten güçlenmiş' dersiniz.
Bu kitapta ise bırakın büyü sistemini, büyünün varlığı bile çok azdı. Öncelikle aklıma en çok takılan şeyden bahsetmek istiyorum. Bu insanlar elemental güçlerine göre ayrılmıyor mu? Yani su, hava, toprak gibi elementlere özgü büyüler yapabilmeleri lazım değil mi? O zaman nasıl oluyor da hava krallığı SU yaratabiliyor? Ayrıca elemente özel büyüleri de çok az gördük. Havayı kullanarak uçabiliyorsun, suyu kullanarak(o da herkeste değil) insanları hükmedebiliyorsun. Bu kadar. Ayrıca bedenlenme gibi herkesin yapabildiği büyüler de var. Sınır ne?
Bu kitapta büyü biraz da bahane olarak kullanılmış gibime geldi. Nova simgesini alamadı mı? Birisi onu büyüle kapatmış. Nova zehirlenmiş ve zehir çıkmıyor mu? Birisi ona büyüyle saldırmış. Birisine bir şey mi oldu? Kesin büyü yüzündendir!
(Bu arada gerçekten güzel bir büyü sistemi okumak isterseniz size Eragon'u tavsiye ederim.)
OLAY ÖRGÜSÜ:
Gelelim fasulyenin faydalarına...
Öncelikle, olay örügüsü aşırı yavaştı. Normalde yavaş olay örgülerin lafım yok(bkz. Bir İz Bırak) ama sadece iyi yazıldıysa. Bir düşünün, yavaş olay örgüsü neden yazılır? Karakterle tam empati kurabilmek, onları iyice anlamak ve yeri geldiğinde neden o seçimi yaptığını kavrayabilmek için. Mesela Bir İz Bırak'ta, Cyra ve Akos'un bakış açısından okuyorduk ve Cyra, Akos'un gözünde kötü kalpli birisyken, aslında Cyra'nın nazik, halkına düşkün ve empati kurabilen birisi olduğunu öğreniyorduk. Anladınız mı, bir karakter hakkında düşüncemiz DEĞİŞİYOR veya o karaktere empati duymaya başlıyorduk.
Bu kitap ise herhangi bir karakter hakkında (Daren hariç) hiçbir duygumu değiştirmedi. Sonunda olanlardan sonra üzülüp kızamadım bile. O kadar duygusuzdum onlar için. Peki bu altı yüz sayfa nelerle doldu? Garip aşk üçgenleri(ki bazıları çok gereksizdi), saçma döngüler(Ayzer örneğinde olduğu gibi. Bir başka örnek de Arın ile Nova arasında: Arın Nova'yı sevdiğini söyler. Nova sevinir. Arın onu korumak için bir şeyi kısıtlar. Nova aniden sinirlenir. Araları bozulur. Nova Daren'e kaçar.) ve gereksiz açıklamalar(VE TEKRARLARI. Cidden, eğer Su Krallığı'nın nasıl delirip herkese saldırdığını ve herkesi sudan mahrum bıraktığını bir daha okusaydım ben delirecektim).
Her ne kadar olay örgüsü yavaş olsa da bazı şeyler çok aceleye gelmişti. Mesela o yedi günah meselesi. Normalde bunun bütün kitaba ya da en azından kitabın ilk yarısına yedirilmesini isterdim. Belki günahlar oluşurken Nova kendini keşfederdi, ben aslında nasıl biriyim diye. Belki bu sayede bu yeni dünyaya alışmaya çalışırdı. Ama hayır. Bütün bu olay sadece iki bölüm sürdü. Sanki yazar Arın'ı geri getirmek için bir engel düşünmüş ve bunu bulmuş, sonra da onu hemen getirmek istediği için işleri aceleye getirmiş gibime geldi. Ayrıca eklemek isterim, bazıları günah bile değildi. Mesela tembellik. Nova sadece yorulmuştu, yerinden kalkmak istemedi. Mesela kibir. Nova sadece bir anlığına kendisini üstün gördü. Daha önce hiç Seven filmini izlediniz mi? O film tam olarak bunu anlatıyor ve orada bu günahların boyutu ÖLÜMCÜL. Buradakiler ise küçücük kalıyor onun yanında.
Bazı şeyler çok mantıksızdı. Mesela neden insanlar geçmişlerini unutuyorlar? Anladım, varisler önceden orada yaşamış ve hafızalarını tazeliyor ama insan geçmişlerini unutmaları biraz mantıksız değil mi? Veya akrabalarının onlar hakkında her şeyi unutması?
Taşların ne işe yaradığını hala çözemedim. Kitapta sadece birkaç kere bahsi geçti ve anlatıldıysa biile ben unuttum. Ayrıca bu taş neden Nova'yla konuşmaya karar verdi? Anlıyorum, bazı şeyler diğer kitaplara bırakılmış ama bu detayla sonraki kitaplarda da verilebilirdi. Çok fazla detay vardı ve bu beni bunalttı.
Söyleyeceklerim bu kadar. Aslında daha anlatılacak çok fazla şey var ama hepsi benzer detaylar. Zevk aldım mı? Ortalarına kadar evet. Sonrası pek sarmadı. Tavsiye eder miyim? Asla. Daha güzel ve detaylı yazılmış fantastik kitaplar var.
Not1: Kitaptan hepten nefret etmişim gibi görünüyor ama sevdiğim yerler de oldu elbette. Mesela Arın genel olarak güzel bir karakterdi. Daren'in çevirdiği planlar ve onları açıklamasını sevdim. Nova'nın arada bir Türklüğünün tuttuğu ve herkese, her şeye söylenip durması da eğlenceliydi.
Not2: Nova'nın ruh eşine davranışları çok kabaydı. Özellikle ruh eşi öyle birisiyken. (Dördüncü Kanat'taki ejderha gibiydi. Oradaki kız-adını unuttum- koskoca kadim ejderhaya böyle davranıyordu. )
Not3: Bu kitaptaki isimlendirme bana bir garip geldi. Neden koskoca kral ve kraliçeden doğanlar LORD ismini alırken Nova gibi rastgele insanlar VARİS ismini alıyor. Bence tam tersi daha mantıklı olurdu: Leydiler ve Varisler. DÜşüncecek olursanız(tarihsel açıdan en azından) tahta varis olanlar erkek olur. Bu yüzden varislerin kadın olması garip. Burası modern bir dünya da değil, o yüzden isimlendirme teknik olarak yanlış.