10/10
·592 syf.··
2025 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2025 22:42
Bazı kitaplar vardır okurken insan hissediyor ki , yazar, sırf okunsun diye bazı olaylar yazımış, kitap abartıldıkca abartılsın diye olayları allayıp pullayıp servis etmiş diye. Ancak bazı kitaplarsa aynen Onsra gibi hissettirir; sanki yazar elini klavyenin üzerine koymuş ve o evrendeki olayları aynen bizler okuya bilelim diye yazıya dökmüştür. Gökçen Koçan’ın Opia hikayesini okumuştum ve Onsra kadar olmasa da çok sevmiştim. Dolaşırken başka hangi hikayesi tamamlanmış diye bakıpta Tutulmayı bulmuştum ancak konusunu okuyunca sevemem ben bu konuyu diye düşünüp okumamıştım. Ancak yazın o hikayenin konusunu unutup başlamıştım okumaya ve sevmediğim olaylar olduğunda bile nasıl güzel yazıpta insana hikayeyi ve oradaki karakterleri sevdiriyor diye hayran kalmıştım. Hala daha o karakterleri düşünürken kalbimin nasıl ısındığını hissedebiliyorum. İnşAllah bir gün o kitapları da kitap halleri ile okuruz. Çünkü aile gibi hissettiren kitapları okumayı seviyorum ve heleki bu aileler gerçeklerle bu kadar içiçeyse. Kısacası Gökçen Koçan geldi sevdiğim yazarlar köşesine kondu. Onsra hakkında konuşmaya geçelim dersekte burada inceleme yazmayalı o kadar çok oluyor ki ne desem boş kalacak bir kitap için parmakları klavyeye koymaya karar verdim. Sadece düşünce duygularımı yazacak olsam bile spoiler içerebilir, dikkat ediniz. Oof mu desem, ah mı desem, ay mı desem, yaaa mı desem diye arada kaldığım bir seriyi okuyup bitirdim. Seri kitapları tamamlandıktan sonra peşpeşe okumayı sevdiğimden Onsra serisini beklettim de beklettim. Bekledikce sabırsızlanmış olsam bile değdi ve ben bütün bir seri hakkında buraya yazmaya geldim. İlk kitap ve son kitap benim için mükemmeldi. Kimsesi olan kimsesizler Jülide ve Alp Aslan bir barda karşılaşır. Jülide barut kokusuna koşmuşken Alp Aslan şahsi şüphelerine koşar. Ve ikisi de koşdukları yerde birbirlerine tutsak kalırlar. İsmini vermeyen Jülide'nin gizine kapılan Alp Aslan onu “Heyvbanu” diye adlandırır. Bir daha hiç görüşmeyeceklerini düşünseler bile çok geçmiyor ki bir karakolda hayatın onları nasıl karşılaştırdığını görüyoruz ve ikisi de biliyor ki eğer o karakoldan önce karşılaşmamış olsalardı birbirlerine böyle kapılmazlardı. Jülide dik, bütün sırtını taşlayanlara rağmen eğilmez ancak kendi köşesine çekildiği gibi kimsesizliğinin ağırlığıyla çöken bir karakterdi. Jülide'nin değişimi demezdim ancak kendi benliğini buluşu öyle güzel işlenmişti ki takdir etmeden duramıyorsunuz. Alp Aslan ilk sayfalarda öyle hırt zırttı ki, dedim eyvah ben bu kitabı sevemem. Çünkü artık hırt zırt karakterlerin evrildiği kitaplar da pek çekici gelmiyor. Ancak ve lakin, buradaki bi evrilme değildi. Alp Aslan’ın bütün kalbinin ılıklığını ortaya koyuşu geldi gönlüme bir taht kurdu. Çok sevdi ve çok sevildiğinden olsa gerek günden güne daha bir çiçek oldu. İlk kitap nasıl tanışmaları, zıtlaşmaları, yakınlaşmaları ile geçerken ikinci kitapda birbirlerine kördüğüm oldukları ipin nasıl gerildiğini okuduk. Jülide’nin karındaşı ile kurduğu bağ da beni çok etkiledi. O kadar çok sevdim ki Melih’i . O da tıpkı Alp Aslan’ın da dediği gibi Jülide’yi Her şey den çok Vatandan az sevdi kitap boyunca ve bunu hissettirdi. İkinci kitap Alp Aslan'ın Heyvbanu'ya "bana bebek bezi aldırsana Heyvbanu" demeleriyle her ne kadar kalbimi ısıtsa da bazı noktalarda bana mantıksız gelen bir kaç şey oldu. Dövüş alanında yaşananlar gibi. Kitap günümüz gerçekliğine en yakın olan askeri kurgu gibi hissettiriyor. Ancak bilmem ki böyle şeyler günümüzde olyor mu diye, yani bir harp meydanında kimse en yakınım dediğinin aklını böyle yerine getirmeye çalışıyor mudur bilemiyorum. Belki mantıksız olmasa bile Melih'in halleri falanlar filanlar bana yüzümü buruşturttu. Kitapda beni rahatsız eden demeyeyim ancak yoran bir diğer şeyse uzun uzun bitmek bilmeyen paragraflar oldu. Ancak o da güzel yazıldığından olsa gerek kitaba sarılmaya devam ederek okumaya devam ettim. Ancak ikinci kitapda Alp Aslan bir cümle kurdu Heyvbanu'su için. Canımdan geçerim senden geçmem dedi büyükçe ve bu cümlesinin altında kalışı benim kalbimi çok ezdi, hala daha eziyor. Heyvbanu nasıl ki, İmrenin günlüğüne parmaklarını ilk baban öpsün istiyorum yazarken günü gelipte kağıt üstünde ölü olan babasının kızının cansız parmaklarını öpüp koklayıp kendi için yapılmış mezara gömüleceğini düşünmezdi ben de ikinci kitabın bir kördüğüme dönüşüp boğazıma oturacağını düşünemezdim. Kalbim, hala bıçaklanmış, kanlar etrafa saçılmış gibi hissediyor. Üçüncü kitapda nihayet bi kaç günyüzü olarak düğünümüzü derneğimizi kurduk. En az Heyvbanu kadar ben de bu duruma şaşkınım, ancak onun kadar da sevindim. Alp Aslan nerdeyse benim evim oradır cümlesini iliklerimize kadar hissettiren Heyvbanu ve her şeyin gerçeklerde güllük gülistanlık olmayışı, hayat güllük gülüstanlık olmasa bile kaç aydan sonra ona dönen Alp Aslana gül olmayı beceren Heyvbanu... Heyvbanu’nun Alp Aslan’a perde asdırma sevdası, Alp Aslan’ın da ondan daha çok perde asmaya istekli oluşu, oğluna tahtadan figürler yapıp getiren babasına trip atan Heyvbanu'ya “e ben varım başka odun istemezsin diye düşündüm” diyen Alp Aslan... Son kitap içinse ne diyebilirim onu düşünüyorum demindendir. Heyvbanu ve Alp Aslan'ın minik ailesini bir kenara koyarsak eğer kitapda yer edinen Begüm ve Veysel çiftine değinmek istiyorum. Hiçbir kitapda yan bile olmayacak kadar az görünen karakterlere bu kadar kahrolmamıştım. Heyvbanu her ne kadar askerliği olmazsa Alp Aslan'ın da yok olacağını biliyorsa Begüm bir o kadar bu gönül bağını reddediyor. Begüm Veysel'in askerliğinden hep rahatsız olur. Nişanı ayrı kaos oldu, nişana kadarı ayrı ve sonra evlilikleri de ayrı. Kitap boyunca bütün karakterler Begümün askerliği kabullenemeyişinden rahatsızdı. Ben de rahatsızdım. Gel zaman git zaman kitabın sonlarına yakın Veysel beni öyle şoka sokdu ki iki gün oldu hala şokum şaşıyor. Kitabın sonunda benim için 3 şok vardı. Gel gör ki en az şaşılması gereken belki de psikolojik durumundan dolayı Veysel olabilirdi (spoileri bol olmasın diye detay vermek istemiyorum) ancak ben hala da çok şaşkınım ondan dolayı... Kitabın 480-ci sayfasına gelene kadar öyle çok alabora olmuştum ki uykum geldiği için devamını yarın okurum demiştim. Ancak bir tarafım dedi ki bitireyim, çünkü benim yarım kitap bırakamadan uyuyamama gibi hallerim de mevcut. Ancak sonra dedim ki, seni böyle şoklara sokan Gökçeş kesin son 100 sayfaya da uykularını kaçıracak şeyleri saklamıtır. Gerçekten de öyle oldu. Son sayfa ve hatta son cümlede bile öncesinden anlamış olsak bile insanı şoka sokacak detaylar mevcuttu. Gerçekten yazarı tebrik ediyorum bir kitabı böyle güzel tamamlayabildiği için ve bu tamlığı bu kadar hissettirebildiği için. Bazıları Melih'le ilgili detaylardan dolayı merak içinde kalmış olsa da yazarın son sözde de yazdığı gibi kitap tam olması gerektiği gibi oldu. Alp Aslan ve Jülide ile başladı ve onlarla da bitti. Zamanla eksildiler belki ancak çoğalmayı ve mutluluklarını korumayı da bildiler. Onlar zihnimde kendi yerlerini çok güzel edindiler. İnşAllah ki Alka kitabı da yazılmaya devam eder ve biz Melih'i de okur onun hayatını da kucaklayabiliriz. Bence Gökçeşin kalemine mutlaka ve mutlaka şans verin. Sevgiler bolca
Onsra 4 - YâdGökçen Koçan · Dokuz Yayınları · 2024189 okunma
·
646 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.