O kadar parayı mezara götürecek gavat!
Kim bilir ne kadar parası var dürzünün!
Sanki oğlu var da para biriktiriyor, hepsini damatları yiyecek!
Ulan, Allah parayı hep böyle adamlara verir, bize verse ya bak nasıl harcarız!
Tonlarca parası var bir kişiye de iyilik yaptığı görülmemiş pezevengin!
Sinirleniriz parası olana, üstelik hakaret ederek parası olanı aşağılarız bir de, ama hep arkasından söylenir bu sözler, hiç denk gelmeyiz yüzüne söylenene. Bizim olmadığı için sinirleniriz, karşıdaki kişinin bizim hayallerimizi gerçekleştirebilecek güce sahip olduğunu biliriz ona sinirleniriz, ama en çok kendi hayallerini gerçekleştirmediği için sinirleniriz. Harcasın isteriz, biriktirmesin, paraların bekçiliğini yapmasın, hiç olmazsa bir garibana yardım etsin isteriz. Malı olana düşmandır insan, dost görünür ama içten içe düşmanlık besler, kendisiyle eşit olmasını ister. Bilmediğimiz insanlar değildir düşmanlık besleyen daha çok yakınımızda olan insanlardır bunlar, bazen komşu ama çoğunlukla en yakın akraba. Ve çoğunlukla erkeklerdir parası konuşulanlar, o yüzden çoğu eleştiri cümlesinin sonuna küfür eklenir. Parası olan kadınlar nadirdir, onlar genelde yurtdışında çalışmış, kocaları ölmüş, 2 emekli parası alan kişilerdir, bazen dillere dolanır ama bir erkeğin parası kadar değil.
İşte Şeytan İşi kitabı da parası olan ama harcamayı bilmeyen bir kadının öyküsünü anlatıyor. Kitabın başları çok güzeldi, özellikle Mart kedilerinin anlatıldığı bölüm harika anlatılmış ama ana konuyu o kadar beğenmedim. Biraz fazla uzatılmış bu kısım, okurken keşke kediler kısmı daha çok olsaydı diye hayıflandım.
Cebinde elli lirası olup bunu nasıl yerinde harcarım diyene tutumlu,
Cebinde elli lirası olup bunu nasıl harcamam diyene cimri,
Cebinde elli lirası olmayana fakir,
Cebinde elli lirası olanı elli lirası var diye diline dolayana akraba denir :D